Haksız fiilden kaynaklı tazminat davası, hukuka aykırı bir davranış nedeniyle maddi veya manevi zarara uğrayan kişinin, zararının giderilmesi amacıyla açtığı davadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine dayanan bu davalarda kural olarak hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı aranır. Tazminatın kapsamı, olayın özelliklerine, delillere ve uygulanacak sorumluluk hükümlerine göre belirlenir.
Haksız Fiilden Kaynaklı Tazminat Davası Nedir?
Haksız fiil, bir kişinin hukuka aykırı davranışıyla başka bir kişinin malvarlığına veya kişilik haklarına zarar vermesidir. Bu davranış, bir eylem şeklinde gerçekleşebileceği gibi kişinin hukuken yerine getirmekle yükümlü olduğu bir davranışı yapmamasından da kaynaklanabilir.
Haksız fiilden doğan sorumluluğun temel dayanağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49. maddesidir. Bu düzenlemeye göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi, meydana gelen zararı gidermekle yükümlüdür.
Haksız fiil sorumluluğu yalnızca fiziksel saldırı veya mala zarar verme gibi açık ihlallerle sınırlı değildir. Trafik kazaları, kişilik haklarının ihlali, dikkatsizlik sonucu başkasının yaralanması, hukuka aykırı yayınlar ve bazı mesleki faaliyetler sırasında meydana gelen zararlar da somut olayın özelliklerine göre bu kapsamda değerlendirilebilir.
Örneğin bir kişinin dikkatsiz davranışı nedeniyle başkasına ait bir eşyanın zarar görmesi durumunda, eşyanın onarım veya yenileme giderlerinin karşılanması gündeme gelebilir. Ancak zararın meydana gelmiş olması tek başına tazminat sorumluluğunun doğduğu anlamına gelmez.
Mahkeme, sorumluluğun hukuki şartlarını ve zararın hangi ölçüde davalıya yüklenebileceğini birlikte değerlendirir.
Dava açılması konusunda daha fazla detay için: https://www.erdemvarol.com.tr/haksiz-fiilden-kaynakli-tazminat-davasi/ incelenebilir.
Haksız Fiil Nedeniyle Tazminat Davası Açılmasının Şartları
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat isteminin kabul edilebilmesi için genel kusur sorumluluğuna ilişkin şartların bulunması gerekir. Bu şartlar hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve uygun illiyet bağıdır.
Hukuka Aykırı Bir Fiilin Bulunması
Hukuka aykırılık, kişinin hukuk düzeni tarafından korunan bir hak veya menfaatinin ihlal edilmesidir.
Başkasının beden bütünlüğüne zarar verilmesi, mülkiyet hakkına müdahale edilmesi veya kişilik haklarının ihlal edilmesi hukuka aykırı fiillere örnek oluşturabilir.
Bununla birlikte her zarar doğuran davranış hukuka aykırı değildir. Hukuka uygunluk nedenlerinden birinin bulunduğu durumlarda sorumluluk değerlendirmesi değişebilir.
TBK'nın 49. maddesinin ikinci fıkrası ayrıca, zarar verici davranışı yasaklayan özel bir hukuk kuralı bulunmasa dahi ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren kişinin sorumluluğunu düzenlemektedir.
Maddi veya Manevi Bir Zararın Meydana Gelmesi
Tazminat talebinin temelini zarar oluşturur.
Maddi zarar, kişinin malvarlığında meydana gelen ekonomik eksilme veya belirli şartlarla gelecekte elde edilmesi beklenen kazancın kaybı şeklinde ortaya çıkabilir.
Manevi zarar ise kişinin bedensel bütünlüğüne veya kişilik haklarına yönelik ihlal nedeniyle yaşadığı, hukuk düzenince manevi tazminatı gerektirebilecek olumsuz etkilerle ilgilidir.
Maddi ve manevi tazminatın hukuki niteliği farklı olduğundan, taleplerin dayanakları ayrı ayrı açıklanmalıdır.
Zarar Veren Kişinin Kusurlu Olması
Kusur, zarar veren kişinin davranışının kast veya ihmal çerçevesinde kendisine yüklenebilmesini ifade eder.
Kast, kişinin davranışı ve sonucu bakımından bilinçli hareket etmesiyle; ihmal ise gerekli dikkat ve özeni göstermemesiyle ilgilidir.
Örneğin bir kişinin başkasına ait mala bilerek zarar vermesi ile gerekli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle aynı zarara yol açması, kusurun farklı biçimlerde gerçekleşebileceğini gösterir.
Bununla birlikte Türk hukukunda bütün tazminat sorumluluğu türleri kusura dayanmaz. Kanunda öngörülen kusursuz sorumluluk hâllerinde, zarar verenin kusurlu olduğunun ispatı aranmaksızın sorumluluk doğabilir.
Bu nedenle uyuşmazlığın yalnızca TBK'nın 49. maddesi kapsamında mı, yoksa özel bir sorumluluk hükmüne göre mi inceleneceği belirlenmelidir.
Fiil ile Zarar Arasında İlliyet Bağının Bulunması
İlliyet bağı, meydana gelen zararın hukuken sorumluluk yüklenen davranışla bağlantılı olmasıdır.
Zararın, davalının davranışından kaynaklandığının ortaya konulması gerekir. Ancak olaylar arasında yalnızca zamansal bir yakınlık bulunması yeterli değildir.
Örneğin bir iş yerinde gerçekleşen kazadan sonra ortaya çıkan bütün sağlık sorunlarının otomatik olarak kazaya bağlanması mümkün değildir. İlgili rahatsızlıkların olayla bağlantısı tıbbi belgeler ve gerektiğinde bilirkişi incelemesiyle değerlendirilebilir.
Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi nedenler, somut olayın niteliğine göre uygun illiyet bağının kesilip kesilmediği bakımından önem taşıyabilir.
Haksız Fiilden Doğan Maddi Tazminat
Maddi tazminat, hukuka aykırı fiil nedeniyle meydana gelen ekonomik kaybın giderilmesini amaçlar.
Tazminatın kapsamı zararın niteliğine göre değişir. Malvarlığına verilen zarar ile bedensel zarar nedeniyle talep edilen tazminat aynı yöntemle hesaplanmaz.
Malvarlığına Verilen Zararlarda Tazminat
Başkasına ait bir eşyanın hasar görmesi, kullanılamaz hâle gelmesi veya ekonomik değerinin azalması maddi tazminat istemine neden olabilir.
Bu tür uyuşmazlıklarda zararın niteliğine göre onarım giderleri, değer kaybı, eşyanın kaybından kaynaklanan ekonomik zarar veya ispatlanabilen kazanç kayıpları incelenebilir.
Varsayımsal bir örnekte, bir kişinin dikkatsizliği nedeniyle başkasına ait iş makinesinin hasar gördüğünü düşünelim. Bu durumda yalnızca onarım masrafları değil, makinenin kullanılamadığı dönemde ortaya çıkan ve hukuken tazmini mümkün olan kazanç kayıpları da değerlendirmeye konu olabilir.
Ancak her gelir kaybı iddiası kabul edilmez. Talep edilen zarar kalemlerinin olayla bağlantısı ve miktarı delillerle desteklenmelidir.
Bedensel Zararlarda Maddi Tazminat
TBK'nın 54. maddesi, bedensel zararların kapsamına giren temel ekonomik kayıpları düzenlemektedir.
Bu kapsamda özellikle şu zararlar gündeme gelebilir:
- Tedavi giderleri
- Kazanç kaybı
- Çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar
- Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar
Bedensel zararın niteliği, iyileşme süresi, kişinin yaşı, mesleği, geliri ve çalışma gücü üzerindeki etkileri tazminat hesabında önem taşıyabilir.
Sürekli iş göremezlik iddiasında, tıbbi değerlendirmeler ile hesaplamaya esas ekonomik verilerin birbirinden ayrılması gerekir. Sağlık kurulu raporunda belirtilen oran tek başına ödenecek tazminat miktarını göstermez.
Ölüm Nedeniyle Maddi Tazminat
Haksız fiil sonucunda bir kişinin hayatını kaybetmesi durumunda TBK'nın 53. maddesi uygulanabilir.
Bu hüküm çerçevesinde cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse ölümden önceki tedavi giderleri ve çalışma gücünün kaybından doğan zararlar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin kayıpları gündeme gelebilir.
Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen kişinin hayattayken sağladığı veya gelecekte sağlaması beklenen ekonomik desteğin kaybına ilişkindir.
Bu tazminat yalnızca mirasçılık sıfatına bağlı değildir. Ölen kişinin fiilî veya beklenen desteğinden yoksun kalan kimseler, hukuki şartların bulunması hâlinde talepte bulunabilir.
Haksız Fiilden Doğan Manevi Tazminat
Manevi tazminat, kişinin bedensel bütünlüğünün veya kişilik haklarının ihlal edilmesi nedeniyle uygun bir parasal giderim sağlanmasını amaçlar.
TBK'nın 56. maddesi bedensel bütünlüğün zedelenmesi hâlinde manevi tazminatı düzenler. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin ya da ölenin yakınlarına da somut olayın şartlarına göre manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir.
TBK'nın 58. maddesi ise kişilik hakkının zedelenmesinden doğan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Kişinin şeref ve saygınlığına yönelik hukuka aykırı saldırılar, özel hayatının ihlali veya kişilik değerlerine yönelen diğer müdahaleler, şartları varsa manevi tazminat davası istemine dayanak oluşturabilir.
Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?
Manevi tazminatın bütün olaylara uygulanabilecek sabit bir tutarı bulunmamaktadır.
Hâkim; ihlalin niteliğini, meydana gelen manevi zararın ağırlığını, olayın özelliklerini, tarafların durumunu ve hakkaniyet ilkelerini dikkate alır.
Manevi tazminatın amacı zarar vereni cezalandırmak veya zarar göreni zenginleştirmek değildir. İhlalin etkileriyle orantılı, hukuken uygun bir giderim sağlamaktır.
Bu nedenle benzer olaylarda dahi aynı miktarda manevi tazminata hükmedilmesi zorunlu değildir.
Ayrıca her üzüntü, rahatsızlık veya taraflar arasındaki anlaşmazlık manevi tazminatı gerektirmez. Korunan kişilik değerlerine yönelik hukuka aykırı ihlalin ve ilgili tazminat şartlarının bulunması gerekir.
Haksız Fiilden Kaynaklanan Tazminat Nasıl Hesaplanır?
Tazminat hesabında öncelikle zararın türü, kapsamı ve hangi tarihte meydana geldiği belirlenir.
TBK'nın 50. maddesine göre zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri dikkate alarak zararın miktarını hakkaniyete uygun biçimde belirleyebilir.
Ancak bu düzenleme, hiçbir somut dayanak bulunmadan tazminata hükmedilebileceği anlamına gelmez.
TBK'nın 51. maddesi uyarınca hâkim, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini durumun gereğine ve özellikle kusurun ağırlığına göre belirler.
Zarar Görenin Kusuru Tazminatı Etkiler mi?
TBK'nın 52. maddesine göre zarar görenin zarara neden olan fiile razı olması veya zararın doğmasına ya da artmasına etkide bulunması, tazminatın indirilmesine veya belirli durumlarda tamamen kaldırılmasına yol açabilir.
Bu durum uygulamada müterafik kusur veya birlikte kusur olarak ifade edilmektedir.
Örneğin bir trafik kazasında hem zarar veren sürücünün hem de zarar görenin davranışlarının kazaya veya zararın ağırlaşmasına etkisi bulunabilir.
Bu hâlde her tarafın davranışı, ilgili sorumluluk kuralları çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilir.
Birden Fazla Kişinin Zarardan Sorumlu Olması
Aynı zarara birden fazla kişinin neden olması mümkündür.
TBK'nın 61 ve 62. maddeleri, birden çok kişinin aynı zarardan sorumluluğuna ve sorumlular arasındaki paylaşım ilişkisine yönelik hükümler içermektedir.
Zarar görenin sorumlulara yöneltebileceği talepler ile sorumluların kendi aralarındaki rücu ilişkisi farklı hukuki meselelerdir.
Bir kişinin tazminatı ödemiş olması, diğer sorumlular arasındaki iç ilişkinin her durumda sona erdiği anlamına gelmez.
Haksız Fiilden Kaynaklı Tazminat Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli Mahkeme
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında genel görevli mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesidir.
Bununla birlikte uyuşmazlığın niteliğine göre özel görev kuralları uygulanabilir.
Örneğin bir zarar talebinin iş ilişkisinden, tüketici işleminden veya ticari ilişkiden kaynaklanması hâlinde iş mahkemesi, tüketici mahkemesi ya da asliye ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.
Bu nedenle yalnızca dava dilekçesinde “haksız fiil” ifadesinin kullanılması, görevli mahkemeyi her durumda asliye hukuk mahkemesi hâline getirmez.
Ayrıca idarenin kamu gücünü kullanarak gerçekleştirdiği işlem veya eylemlerden doğan zarar talepleri, şartlarına göre idari yargının görev alanına girebilir.
Yetkili Mahkeme
HMK'nın 6. ve 16. maddeleri uyarınca haksız fiilden doğan davalarda kural olarak şu yer mahkemeleri yetkili olabilir:
- Davalının yerleşim yeri mahkemesi
- Haksız fiilin işlendiği yer mahkemesi
- Zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer mahkemesi
- Zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi
Bu seçenekler haksız fiil davalarında zarar görene belirli ölçüde seçim imkânı tanımaktadır.
Ancak özel kanunlarda öngörülen yetki hükümleri saklıdır. Görev ve yetki değerlendirmesinde talebin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi önemlidir.
Haksız Fiil Nedeniyle Tazminat Davası Açma Süresi
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımı, hak kaybına yol açabilecek en önemli konulardan biridir.
TBK'nın 72. maddesinde genel olarak iki farklı zamanaşımı süresi düzenlenmiştir.
| Zamanaşımı | Başlangıç ve kapsam |
|---|---|
| 2 yıl | Zarar görenin hem zararı hem de tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren |
| 10 yıl | Kural olarak haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren |
| Daha uzun ceza zamanaşımı | Fiil cezayı gerektiriyorsa ve ceza kanunları daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa uygulanabilir |
İki yıllık sürenin başlaması için yalnızca fiilin öğrenilmesi yeterli değildir. Zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesi de önem taşır.
On yıllık süre ise kural olarak fiilin gerçekleştiği tarihten başlar. Bununla birlikte devam eden eylemler, sonradan ortaya çıkan zararlar ve özel kanun hükümleri bakımından ayrıca hukuki değerlendirme yapılması gerekebilir.
Fiil Aynı Zamanda Suç Oluşturuyorsa
Haksız fiil aynı zamanda ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir davranış olabilir.
TBK'nın 72. maddesi uyarınca ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı öngörülmüşse tazminat isteminde bu sürenin uygulanması gündeme gelir.
Ancak her ceza soruşturması, tazminat davası için daha uzun bir sürenin uygulanacağı anlamına gelmez. Eylemin hukuki niteliği ve ilgili ceza zamanaşımı hükümleri incelenmelidir.
Ceza soruşturması açılması veya şikâyette bulunulması da tek başına hukuk davasındaki zamanaşımını her durumda durdurmaz.
Zamanaşımı Süresi Dolarsa Ne Olur?
Zamanaşımı ile hak düşürücü süre birbirinden farklıdır.
Zamanaşımına uğrayan alacak, sırf sürenin dolması nedeniyle kendiliğinden ortadan kalkmaz. Ancak davalının usulüne uygun zamanaşımı savunmasında bulunması hâlinde talebin reddi gündeme gelebilir.
Zamanaşımının kesilmesi veya durmasıyla ilgili TBK'nın genel hükümleri ve varsa özel düzenlemeler ayrıca dikkate alınmalıdır.
Zamanaşımı hesabında yalnızca olay tarihine bakılarak hareket edilmesi, özellikle sonradan öğrenilen zararlar ve cezayı gerektiren fiiller bakımından yanlış değerlendirmeye neden olabilir.
Haksız Fiilden Kaynaklı Tazminat Davası Nasıl Açılır?
Tazminat davası açılmadan önce hukuka aykırı fiilin, meydana gelen zararın ve sorumlu tutulacak kişilerin belirlenmesi gerekir.
Dava süreci genel olarak zarar ve sorumluluğun değerlendirilmesi, delillerin hazırlanması, varsa zorunlu arabuluculuk sürecinin tamamlanması ve dava dilekçesinin görevli ve yetkili mahkemeye sunulması aşamalarından oluşur.
Dava Öncesinde Zararın Belirlenmesi
Öncelikle hangi zararların meydana geldiği ve bunların hangi hukuki gerekçeyle talep edileceği incelenmelidir.
Örneğin bedensel zarar nedeniyle açılacak bir davada tedavi giderleri, geçici veya sürekli iş göremezlik ve diğer ekonomik kayıplar birbirinden ayrılmalıdır.
Maddi tazminatın yanında manevi tazminat talep edilecekse, bunun dayanağı da ayrıca açıklanmalıdır.
Zararın henüz tam olarak belirlenemediği durumlarda, HMK'nın 107. maddesindeki şartlar mevcutsa belirsiz alacak davası açılması değerlendirilebilir. Ancak yalnızca tazminat isteniyor olması, davanın kendiliğinden belirsiz alacak davası niteliği kazanması için yeterli değildir.
Arabuluculuk Zorunlu mu?
Haksız fiilden kaynaklanan bütün tazminat davalarında zorunlu arabuluculuk bulunmamaktadır.
Arabuluculuğun dava şartı olup olmadığı, uyuşmazlığın hukuki niteliğine ve özel kanun hükümlerine göre belirlenir.
Örneğin belirli ticari davalarda, iş uyuşmazlıklarında ve tüketici uyuşmazlıklarında kanuni şartlar çerçevesinde dava açılmadan önce arabuluculuk başvurusu gerekebilir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/B maddesinde düzenlenen bazı uyuşmazlıklar da dava şartı arabuluculuğa tabidir. Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar bu kapsamda değerlendirilmesi gereken örnekler arasındadır.
Buna karşılık genel haksız fiil hükümlerine tabi bir kişilik hakkı ihlali veya mala zarar verme nedeniyle açılan her tazminat davasında arabuluculuk başvurusu zorunlu değildir.
Dava şartı arabuluculuk bulunan bir uyuşmazlıkta bu aşamanın tamamlanmadan dava açılması, usulden ret sonucunu doğurabilir.
Dava Dilekçesinin Hazırlanması
Dava dilekçesinde zararın hangi olaydan kaynaklandığı, davalıya neden sorumluluk yüklenmesi gerektiği ve hangi tazminat kalemlerinin istendiği açıkça gösterilmelidir.
Dilekçede özellikle olayın gerçekleşme biçimi, hukuka aykırılık, kusur, zarar, illiyet bağı, deliller ve hukuki talepler arasında tutarlı bir bağlantı kurulmalıdır.
Yalnızca zarar meydana geldiğinin belirtilmesi yeterli değildir. Davalının hangi davranışı nedeniyle sorumlu tutulduğu somutlaştırılmalıdır.
Dava açılırken uygulanacak harç ve gider avansı kuralları dikkate alınır. Yargılama sırasında bilirkişi incelemesi veya başka deliller için ek giderler de ortaya çıkabilir.
Haksız Fiilden Kaynaklanan Tazminat Davasında Deliller
Haksız fiil nedeniyle açılan davalarda ispat, uyuşmazlığın niteliğine göre farklı delillerle gerçekleştirilebilir.
Başvurulabilecek deliller arasında olayın özelliklerine göre şunlar bulunabilir:
- Hastane kayıtları, sağlık raporları ve tedavi belgeleri
- Kolluk tutanakları ve olay yeri kayıtları
- Hukuka uygun şekilde elde edilmiş kamera görüntüleri ve fotoğraflar
- Tanık beyanları
- Faturalar, ödeme belgeleri ve onarım kayıtları
- Bilirkişi raporları
- Gelir belgeleri ve çalışma kayıtları
- Elektronik yazışmalar ve diğer hukuka uygun dijital deliller
Delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması önemlidir. Bir delilin olayla ilgili olması, onun her durumda mahkemede kullanılabileceği anlamına gelmez.
Özellikle kişisel verilerin ve özel hayatın gizliliğinin söz konusu olduğu uyuşmazlıklarda delil elde etme yöntemi ayrıca değerlendirilmelidir.
Zararın Miktarı Kesin Olarak Bilinmiyorsa
Bazı haksız fiil davalarında zararın kapsamı dava tarihinde tam olarak belirlenemeyebilir.
Örneğin sürekli iş göremezlik nedeniyle doğan ekonomik kaybın hesaplanması, tıbbi değerlendirme ve bilirkişi incelemesini gerektirebilir.
HMK'nın 107. maddesi, alacağın miktar veya değerinin dava tarihinde tam ve kesin olarak belirlenmesinin davacıdan beklenemediği ya da bunun imkânsız olduğu durumlarda belirsiz alacak davasına imkân tanır.
Ancak alacağın hesaplanmasında bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulması tek başına bu dava türünün şartlarının gerçekleştiğini göstermez. Davacının dava tarihinde talebini belirleyebilme imkânı da değerlendirilmelidir.
Davanın türünün yanlış seçilmesi, talep artırımı ve zamanaşımı bakımından önemli usul sorunlarına yol açabilir.
Ceza Davası ile Tazminat Davası Arasındaki İlişki
Haksız fiil niteliğindeki bir davranışın aynı zamanda suç oluşturması mümkündür.
Örneğin kasten yaralama veya mala zarar verme gibi eylemler hem ceza sorumluluğunu hem de özel hukuk bakımından tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilir.
Ancak ceza davası ile tazminat davasının amaçları farklıdır.
Ceza yargılaması, sanığın ceza hukuku bakımından sorumluluğunun belirlenmesine yöneliktir. Tazminat davası ise zarar görenin hukuken giderilmesi gereken zararlarını konu alır.
TBK'nın 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi, zarar verenin kusurunun bulunup bulunmadığı ve ayırt etme gücü bakımından ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleriyle bağlı değildir. Ceza hâkiminin kusur ve zarar değerlendirmesi de hukuk hâkimini doğrudan bağlamaz.
Bununla birlikte ceza yargılamasında maddi olayın gerçekleşme biçimine ilişkin kesinleşmiş tespitler, hukuk yargılamasında bağlayıcılıkları bakımından ayrıca değerlendirilir.
Bu nedenle ceza davasında beraat kararı verilmesi, her durumda tazminat sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi de talep edilen bütün tazminat kalemlerinin kendiliğinden kabul edileceği sonucunu doğurmaz.
Haksız Fiil Tazminatında Faiz Ne Zaman Başlar?
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemlerinde faiz başlangıcı, talep edilen zararın niteliği ve uygulanacak sorumluluk hükümleri bakımından önemlidir.
TBK'nın 117. maddesinin ikinci fıkrasında, haksız fiilden doğan borçlarda borçlunun kural olarak fiilin işlendiği tarihte temerrüde düşmüş sayılacağı düzenlenmektedir.
Bu nedenle haksız fiile dayalı tazminat taleplerinde olay tarihinden itibaren faiz istenmesi gündeme gelebilir.
Ancak her uyuşmazlıkta bütün tazminat kalemleri için aynı faiz başlangıcı ve faiz türü uygulanacağı kabul edilmemelidir.
Özellikle özel kanun hükümleri, sigortacının sorumluluğu, zararın niteliği ve talebin hukuki dayanağı faiz değerlendirmesini etkileyebilir.
Dava dilekçesinde talep edilen faiz türü ile başlangıç tarihinin doğru gösterilmesi, hükmedilebilecek alacağın kapsamı bakımından önem taşır.
Haksız Fiil Davalarında Dikkat Edilmesi Gereken Hukuki Ayrımlar
Haksız Fiil ile Sözleşmeye Aykırılık Aynı Şey Değildir
Haksız fiil sorumluluğu ile sözleşmeden doğan sorumluluk farklı hukuki temellere dayanır.
Sözleşmeye aykırılık, taraflar arasında mevcut bir borç ilişkisindeki yükümlülüğün yerine getirilmemesinden kaynaklanır.
Haksız fiil ise kural olarak taraflar arasında önceden sözleşme bulunmasını gerektirmez.
Bununla birlikte aynı olay hem sözleşmeye aykırılık hem de haksız fiil niteliği taşıyabilir. Bu durumda uygulanacak hükümler, ispat kuralları ve zamanaşımı bakımından hukuki sebeplerin değerlendirilmesi gerekir.
Kusursuz Sorumluluk Hâlleri Ayrı İncelenmelidir
TBK'nın genel haksız fiil hükümleri dışında, kanundan kaynaklanan özel sorumluluk düzenlemeleri bulunmaktadır.
Adam çalıştıranın sorumluluğu, hayvan bulunduranın sorumluluğu, yapı malikinin sorumluluğu ve tehlike sorumluluğu bunlara örnek gösterilebilir.
Bu sorumluluk türlerinde kusurun aranıp aranmadığı ve sorumluluktan kurtulma imkânları ilgili kanun hükümlerine göre farklılık gösterebilir.
Dolayısıyla zarara yol açan kişinin kusuru ispatlanamıyor diye her durumda tazminat talebinden vazgeçilmesi gerekmez. Öncelikle uygulanabilecek özel sorumluluk hükümleri incelenmelidir.
Sigorta Bulunması Zarar Verenin Sorumluluğunu Kendiliğinden Kaldırmaz
Bazı haksız fiillerde meydana gelen zarar sigorta teminatı kapsamında olabilir.
Özellikle trafik kazaları gibi uyuşmazlıklarda sigorta şirketinin sorumluluğu, teminat sınırları ve başvuru şartları önem taşır.
Ancak sigorta teminatının bulunması, zarar veren kişinin bütün hukuki sorumluluğunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Sigortacının yükümlülükleri ile haksız fiil sorumlusunun yükümlülükleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Tazminat Talebinde Hak Kaybını Önlemek İçin Hukuki Değerlendirme
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında belirleyici mesele yalnızca zararın meydana gelmiş olması değildir. Zarardan kimin sorumlu olduğu, hangi hukuki hükümlerin uygulanacağı, zarar ile fiil arasındaki bağlantı ve talep edilebilecek tazminatın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle zamanaşımı süresinin yanlış hesaplanması, görevli mahkemenin hatalı belirlenmesi, delillerin zamanında sunulmaması veya zarar kalemlerinin eksik talep edilmesi hak kayıplarına neden olabilir.
Haksız fiilden doğan maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından her olayın kendi koşulları önem taşır. Bu nedenle dava açılmadan önce olayın hukuki niteliğinin, uygulanacak sorumluluk hükümlerinin, mevcut delillerin ve sürelere ilişkin risklerin bütün olarak incelenmesi gerekir.