AvukatBurada.com.tr
Popüler Şehirler
Uzmanlık Alanları
Hesaplama Araçları
Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap

Avukat mısınız? Profilinizi oluşturun ve müvekkiller size ulaşsın.

Tazminat Hukuku

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, bir kişinin ölümü nedeniyle onun sağlığında sağladığı veya yaşamaya devam etseydi sağlaması beklenen düzenli destekten mahrum kalan kişinin uğradığı maddi zararın…

Güncellendi: 23 Ekim 2026 28 dk okuma 22 okunma
Makale

Destekten yoksun kalma tazminatı, bir kişinin ölümü nedeniyle onun sağlığında sağladığı veya yaşamaya devam etseydi sağlaması beklenen düzenli destekten mahrum kalan kişinin uğradığı maddi zararın giderilmesini amaçlar. Hak, mirasçılığa değil destek ilişkisine dayanır; bu nedenle eş ve çocukların yanında, şartları oluşursa başka kişiler de tazminat talep edebilir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Nedir?

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölüm nedeniyle doğrudan ölen kişinin malvarlığında değil, onun desteğinden yararlanan kişinin malvarlığında ortaya çıkan kaybın karşılanmasını amaçlayan bir maddi tazminat türüdür.

Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde, ölüm hâlinde uğranılan zararlar arasında “ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” açıkça sayılmıştır. Buradaki “destek”, yalnızca para veren kişi anlamına gelmez. Düzenli olarak geçime katkıda bulunmak, barınma giderlerini karşılamak, bakım hizmeti sunmak veya ekonomik değeri bulunan sürekli yardımlarda bulunmak da destek ilişkisinin kapsamında değerlendirilebilir.

Bu tazminatın temel amacı, ölüm gerçekleşmeseydi devam etmesi beklenen ekonomik yardımın kaybını mümkün olduğu ölçüde karşılamaktır. Dolayısıyla tazminat, ölüm nedeniyle duyulan üzüntünün karşılığı değildir. Manevi tazminat ile destekten yoksun kalma tazminatı birbirinden farklı taleplerdir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Hukuki Dayanağı

Temel düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53 ve 55. maddeleridir. TBK m.53 ölüm hâlindeki zarar kalemlerini belirlerken, TBK m.55 destekten yoksun kalma zararının sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağını düzenlemektedir.

TBK m.55 uyarınca kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler destekten yoksun kalma zararından indirilemez. Bu nedenle “SGK’dan aylık bağlandıysa ayrıca destekten yoksun kalma tazminatı alınamaz” şeklindeki genel bir yaklaşım hukuken doğru değildir. Yapılan ödemenin niteliği ve sorumluya rücu edilip edilemeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir.

31 Temmuz 2026 Tarihinde TBK m.55’te Yapılan Değişiklik

7589 sayılı Kanun ile TBK m.55’e destekten yoksun kalma ve çalışma gücü kayıpları bakımından iki önemli hüküm eklenmiştir. Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Kanunun tam metnine 7589 sayılı Kanun’un resmî metninden ulaşılabilir.

Yeni düzenlemeye göre desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata, haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten itibaren kanuni faiz uygulanır. Desteğin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat kısmında ise kanuni faiz karar tarihinden itibaren işletilir.

Ayrıca destekten yoksun kalma tazminatı için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemenin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesi öngörülmüştür.

Bu hükümler geçmişte meydana gelen bütün olaylara uygulanmaz. 7589 sayılı Kanun’un geçiş hükmüne göre TBK m.55’teki değişiklik, 31 Temmuz 2026’dan sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından uygulanır. Daha önce meydana gelen olaylarda önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilir. Bu nedenle destekten yoksun kalma dosyasında olay tarihi, yalnızca zamanaşımı bakımından değil faiz ve mahsup yöntemi bakımından da önem taşımaktadır.

Kimler Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Talep Edebilir?

Destekten yoksun kalma tazminatında belirleyici ölçüt mirasçılık değil, destek ilişkisidir. Eş, çocuklar ve anne-baba uygulamada en sık karşılaşılan hak sahipleridir. Ancak kanun talep hakkını yalnızca bu kişilerle sınırlandırmamıştır.

Kardeş, nişanlı, evlilik bağı bulunmadan birlikte yaşayan kişi veya başka bir yakının da somut olayda ölen kişiden düzenli ve devamlı ekonomik destek aldığını ya da ölüm gerçekleşmeseydi bu desteği almasının kuvvetle muhtemel olduğunu ispatlaması hâlinde tazminat talebi gündeme gelebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da destek kavramının hukuki statüye değil fiilî ilişkiye dayandığını; destekten yoksun kalma hakkının mirastan geçen bir hak olmayıp doğrudan desteğini kaybeden kişinin şahsında doğduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle ölen kişiyle davacı arasında mutlaka kanuni bakım yükümlülüğü, sözleşme, mirasçılık veya akrabalık ilişkisi bulunması gerekmez.

Gerçek Destek ve Muhtemel Destek Ayrımı

Ölen kişi ölüm tarihine kadar davacıya düzenli yardım ediyorsa “gerçek destek” ilişkisinden söz edilir. Ancak tazminat hakkı yalnızca ölümden önce fiilen para verilmiş olmasına bağlı değildir.

Olayların olağan akışına göre gelecekte yardım etmesi kuvvetle beklenen kişi de muhtemel destek olarak kabul edilebilir. Özellikle henüz gelir elde etmeyen bir çocuğun anne ve babasına gelecekte destek olması bu kapsamda önem taşır.

Bununla birlikte yalnızca soyut bir yardım ihtimali yeterli değildir. Aile ilişkileri, birlikte yaşama durumu, gelir ve sosyal koşullar, geçmiş yardımlar ve yaşamın olağan akışı birlikte değerlendirilir.

Anne ve Babanın Ölen Çocuktan Dolayı Tazminat Hakkı

Anne ve babanın ölen çocuklarından dolayı destekten yoksun kalma tazminatı talep edip edemeyeceği uzun süre uygulamada tartışılmıştır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarihli, E.2016/5, K.2018/6 sayılı kararında bu konuda önemli bir ilke benimsenmiştir. Karara göre anne ve babanın destek ilişkisinin varlığını ispat edebilmesi için kendilerine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gelir bağlanmış olması şart değildir. Ayrıca çocuğun anne ve babasına destek olacağı karine olarak kabul edilmelidir.

Bu karine, tazminat miktarının her anne ve baba bakımından otomatik olarak aynı olacağı anlamına gelmez. Anne ve babanın yaşı, yaşam koşulları, çocuğun yaşı ve gelir durumu ile yardımın niteliği tazminat hesabında ayrıca değerlendirilir.

Yargıtay aynı kararda bakım ihtiyacının kişinin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak derecede yoksulluğa düşmesi anlamına gelmediğini de vurgulamıştır. Ölüm nedeniyle kişinin önceki sosyal ve ekonomik yaşam seviyesinin gerilemesi de destek kaybı açısından dikkate alınabilir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Şartları

Tazminat için öncelikle bir ölümün meydana gelmiş olması gerekir. Destekten yoksun kalma tazminatı, kişinin yaralanması nedeniyle kendisinin uğradığı çalışma gücü kaybından farklıdır. Ölüm hemen gerçekleşmemişse ölümden önceki tedavi giderleri ve çalışma gücü kayıpları da TBK m.53 kapsamında ayrıca değerlendirilebilir.

Ölüm ile sorumluluğu doğuran olay arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Ancak sorumluluğun her zaman yalnızca kusura dayanması gerekmez. Trafik kazalarında işletenin tehlike sorumluluğu gibi kusursuz sorumluluk hâlleri de bulunabilir. Bu nedenle yalnızca ceza dosyasındaki kusur değerlendirmesine bakılarak tazminat sorumluluğu hakkında kesin sonuca varılması doğru değildir.

Ayrıca ölen kişinin davacıya destek olduğunun veya gelecekte destek olmasının yaşamın olağan akışına göre beklenebilir olduğunun ortaya konulması gerekir. Destek ilişkisinin kapsamı davacının ölenle akrabalığından çok fiilî ekonomik ilişki ve olayın özellikleri üzerinden değerlendirilir.

Son olarak ölüm nedeniyle ekonomik bir destek kaybı doğmuş olmalıdır. Destek ilişkisi bulunmasına rağmen ölümün davacının ekonomik durumunda destek kaybına yol açmadığı istisnai hâllerde tazminatın koşulları ayrıca incelenir.

Mirasın Reddi Tazminat Hakkını Ortadan Kaldırır mı?

Destekten yoksun kalma tazminatı terekeye ait bir alacak değildir. Hak doğrudan desteğini kaybeden kişinin şahsında doğduğu için mirasçılık sıfatından bağımsızdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.04.2007 tarihli, E.2007/4-222, K.2007/222 sayılı kararında da mirasın reddedilmiş olmasının destekten yoksun kalma tazminatı talep edilmesine engel olmadığı kabul edilmiştir.

Dolayısıyla kişi ölenin mirasını reddetmiş olsa bile, ölenin gerçek veya muhtemel desteğinden yoksun kaldığını ortaya koyabiliyorsa kendi adına destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir. Aynı nedenle terekenin borca batık olması da tek başına bu kişisel tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

Destekten yoksun kalma tazminatı için herkes bakımından uygulanabilecek sabit bir tutar veya basit bir çarpan bulunmaz. Hesap, ölüm gerçekleşmeseydi destek ilişkisinin muhtemel biçimde nasıl devam edeceğinin ekonomik olarak modellenmesine dayanır.

Desteğin yaşı, geliri, çalışma ve yaşam süresine ilişkin veriler; destekten yararlananların yaşı, destekten yararlanma süresi, aile içindeki paylaşım oranları ve somut olayın diğer ekonomik özellikleri hesaplamada etkili olabilir. Eş bakımından yeniden evlenme ihtimali, çocuklar bakımından eğitim ve destek süresine ilişkin somut veriler de dosyanın niteliğine göre değerlendirmeye alınabilir.

Yargıtay da destek zararının hesabında desteğin muhtemel yaşam ve çalışma süresi, destek olabileceği dönem, hak sahiplerinin muhtemel yaşam ve destek alma süreleri ile gelir durumunun dikkate alınması gerektiğini kabul etmektedir.

Bu nedenle internetteki genel tazminat hesaplama araçları ancak yaklaşık bir fikir verebilir. Özellikle trafik kazalarında uygulanacak hesaplama esasları, olay ve poliçe tarihleri ile yürürlükteki mevzuata göre değişebildiğinden dosya bazında aktüeryal değerlendirme gerekir.

Desteğin Geliri Nasıl Belirlenir?

Desteğin bordrolu çalışan olması hâlinde ücret bordrosu ve SGK kayıtları; serbest meslek veya ticari faaliyet hâlinde vergi kayıtları, mesleki kazanç verileri ve gerektiğinde emsal gelir araştırmaları önem kazanabilir.

Desteğin kayıtlı gelirinin bulunmaması, tek başına destek zararının bulunmadığı anlamına gelmez. Ancak gerçek gelirin ileri sürülmesi hâlinde bunun dosyaya uygun ve denetlenebilir delillerle ortaya konulması gerekir.

Ev içi bakım, çocuk bakımı, aile işletmesindeki çalışma veya ekonomik değeri bulunan hizmetlerin de koşullarına göre destek kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu da desteğin mutlaka nakit ödeme biçiminde gerçekleşmesi gerekmediğini, ekonomik değeri bulunan hizmet ve yardımların da destek oluşturabileceğini belirtmektedir.

SGK Geliri ve Diğer Ödemeler Tazminattan Düşülür mü?

Her ödemenin otomatik olarak tazminattan indirilmesi mümkün değildir.

TBK m.55 uyarınca kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile tazminat borcunu ifa amacı taşımayan ödemeler zarar veya tazminattan indirilemez. Buna karşılık özellikle iş kazası gibi SGK’nın sorumluya rücu hakkının bulunduğu durumlarda rücuya tabi bölümün hesap üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilir.

Bu ayrım, “SGK’dan aylık alıyorum, tazminat hakkım yoktur” veya bunun tam tersi olarak “SGK ödemelerinin hiçbir şekilde önemi yoktur” şeklindeki iki yaklaşımın da neden doğru olmadığını gösterir. Ödemenin hukuki niteliği belirlenmeden mahsup konusunda sonuca varılmamalıdır.

Trafik Kazasında Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Ölümlü trafik kazaları destekten yoksun kalma tazminatının en sık gündeme geldiği alanlardan biridir. Sürücü, işleten, araç sahibi ve sigorta şirketinin sorumluluğu aynı hukuki sebebe dayanmayabileceğinden kime karşı hangi talebin yöneltilebileceği ayrıca belirlenmelidir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı dava veya sigorta tahkimi yoluna başvurulacaksa Karayolları Trafik Kanunu m.97 gereğince öncelikle sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması gerekir. Sigorta şirketi başvuruyu en geç 15 gün içinde cevaplamaz veya verilen cevap talebi karşılamazsa dava veya Sigorta Tahkim Komisyonu yolu gündeme gelebilir.

Trafik kazasına özgü kusur, sigorta teminatı, sorumlular ve başvuru sürecinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğinden, bu konuya ilişkin ayrıntılar için trafik kazalarında tazminat ve sigorta süreci ayrıca incelenebilir.

Özellikle desteğin kendi kusuruyla meydana gelen trafik kazalarında eski tarihli Yargıtay kararlarının güncel olaylara doğrudan uygulanması sakıncalıdır. Karayolları Trafik Kanunu ve zorunlu trafik sigortası düzenlemelerinde yıllar içinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Desteğin kusuruna karşılık gelen destek tazminatının sigorta teminatı bakımından nasıl değerlendirileceği olay ve poliçe tarihi esas alınarak belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E.2023/1060, K.2024/137 sayılı kararı da bu tarihsel mevzuat farklılıklarının önemini göstermektedir.

Destekten Yoksun Kalma Davası Nasıl Açılır?

Dava açılmadan önce ölümün hukuki sebebi, sorumlular, varsa sigorta ilişkisi, destek ilişkisi ve gelir belgeleri birlikte değerlendirilmelidir. Trafik kazası, iş kazası, tıbbi uygulama veya başka bir haksız fiil nedeniyle gerçekleşen ölümlerde izlenecek ön başvuru ve yargı yolu aynı olmayabilir.

Tazminat miktarının başlangıçta kesin biçimde hesaplanamadığı dosyalarda 31 Temmuz 2026 tarihindeki usul değişikliği özellikle önemlidir. 7589 sayılı Kanun ile HMK m.107’de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak bu tarihten önce açılmış belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre devam eder.

Aynı Kanunla HMK m.109’a eklenen yeni dördüncü fıkraya göre, alacağın yalnızca bir bölümünün dava edildiği hâllerde talep aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat sona erinceye kadar artırılabilir. Usulüne uygun artırılan bölüm bakımından zamanaşımı da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Destekten yoksun kalma gibi bilirkişi hesabına ihtiyaç duyulan maddi tazminat davalarında bu düzenleme dava stratejisi bakımından önem taşımaktadır. Konunun usul hukuku yönü için kısmi dava ve güncel talep artırımı kuralları incelenebilir.

Bununla birlikte kısmi dava açılması, başlangıç talep miktarının gelişigüzel belirlenebileceği anlamına gelmez. Harç, faiz, zamanaşımı, talep artırımının yalnızca bir kez kullanılabilmesi ve tahkikatın sona erme zamanı birlikte değerlendirilmelidir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Nasıl Belirlenir?

Destekten yoksun kalma tazminatı için her durumda görevli tek bir mahkeme bulunmaz. Görev, ölümün meydana geldiği hukuki ilişkiye ve davanın kime yöneltildiğine göre belirlenir.

Genel haksız fiilden kaynaklanan ve özel bir görev kuralına tabi olmayan maddi tazminat davaları kural olarak asliye hukuk mahkemesinde görülür. HMK m.2 uyarınca aksine bir düzenleme bulunmadıkça malvarlığı haklarına ilişkin davalarda asliye hukuk mahkemesi görevlidir.

Trafik kazasında sigorta şirketine yöneltilen uyuşmazlık ticari dava niteliği taşıyabildiğinden asliye ticaret mahkemesinin görevi gündeme gelebilir. İş kazası nedeniyle işverene karşı ileri sürülen destekten yoksun kalma ve diğer tazminat talepleri ise iş mahkemesinin görev alanında olabilir. Kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanan ölüm hâllerinde ise idarenin sorumluluğuna dayanılması durumunda idari yargıda tam yargı davası söz konusu olabilir.

Yetki bakımından genel kuralların yanında haksız fiillere özgü HMK m.16 dikkate alınır. Buna göre haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer ve zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkili olabilir. Trafik kazalarında ayrıca Karayolları Trafik Kanunu’ndaki özel hükümler incelenmelidir.

Bu nedenle görev ve yetki değerlendirmesi, yalnızca davacının veya ölen kişinin ikametgâhına bakılarak yapılmamalıdır.

Zamanaşımı Ne Kadardır?

Destekten yoksun kalma tazminatında tek bir zamanaşımı süresinden söz etmek yanıltıcı olur. Süre, tazminatın hangi hukuki sebebe dayandığına göre değişebilir.

Genel haksız fiil sorumluluğunda TBK m.72 uyarınca tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl; her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminat talebi, ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı süresine tabi bir suç oluşturan fiilden doğmuşsa daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Motorlu araç kazalarında KTK m.109 özel düzenlemedir. Buna göre maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlde kaza tarihinden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Kaza cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ve ceza kanunu daha uzun bir zamanaşımı öngörmüşse bu süre maddi tazminat talebine de uygulanır.

İş kazası nedeniyle işverenin sorumluluğunda ise Yargıtay, işverenin işçiyi gözetme borcuna aykırılığına dayanan sözleşmesel sorumluluk yaklaşımı çerçevesinde TBK m.146’daki on yıllık zamanaşımını uygulamaktadır. Ancak sürenin başlangıcı ile olayın niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.

İdari eylemden kaynaklanan ölüm hâlinde ise farklı ve daha sıkı süreler söz konusudur. İYUK m.13 kapsamında, idari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişinin eylemi ve zararı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurması gerekir. Talebin reddi veya 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine idari dava süresi işlemeye başlar. Danıştay uygulamasında eylemin idariliğinin veya zararla illiyet bağının daha sonra anlaşılabildiği özel durumların ayrıca değerlendirildiği görülmektedir.

Dolayısıyla “destekten yoksun kalma tazminatında her zaman iki yıllık süre vardır” şeklinde hareket etmek ciddi hak kaybına yol açabilir. Olayın trafik kazası, iş kazası, idari eylem veya başka bir sorumluluk türünden kaynaklanması süre hesabını değiştirebilir.

İspat Bakımından Hangi Deliller Önemlidir?

Destek ilişkisi ve zarar yalnızca nüfus kayıtlarıyla belirlenmez. Somut olayın özelliğine göre ölüm belgesi ve adli dosya; kaza veya soruşturma evrakı; ücret bordroları, SGK hizmet dökümleri ve vergi kayıtları; banka hareketleri ve düzenli para transferleri; aile nüfus kayıtları; eğitim belgeleri; birlikte yaşamayı ve düzenli yardımı ortaya koyabilecek kayıtlar ve tanık anlatımları; sigorta poliçesi, başvuru belgeleri ve yapılan ödemelere ilişkin belgeler önem taşıyabilir.

Özellikle ölen kişi ile hak sahibi arasında doğrudan aile bağı bulunmayan hâllerde fiilî desteğin düzenli niteliğini gösteren deliller daha belirleyici hâle gelir.

Desteğin gerçek gelirinin bordro veya resmî kayıtlardaki tutardan farklı olduğu ileri sürülüyorsa bu hususun da hukuka uygun ve denetlenebilir delillerle ortaya konulması gerekir.

Yargıtay Kararlarında Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Yargıtay İBBGK, E.2016/5, K.2018/6, 22.06.2018

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, anne ve babanın ölen çocuklarından dolayı açtıkları destekten yoksun kalma davalarında iki temel ilke belirlemiştir.

Anne ve babaya SGK tarafından gelir bağlanmış olması, destek ilişkisinin ispatı için şart değildir. Ayrıca çocuğun anne ve babasına destek olacağı karine olarak kabul edilmelidir. Kararda desteğin yalnızca nakit yardımla sınırlı olmadığı; hizmet ve ekonomik değer taşıyan başka yardımların da destek kapsamında değerlendirilebileceği açıklanmıştır.

Yargıtay HGK, E.2023/1060, K.2024/137, 28.02.2024

Hukuk Genel Kurulu bu kararında destekten yoksun kalma hakkının ölen kişiden miras yoluyla intikal eden bir hak olmadığını; doğrudan doğruya desteğini kaybeden kişinin şahsında doğan bağımsız bir hak olduğunu yeniden vurgulamıştır.

Karara göre destek ilişkisinin varlığı için kanuni veya sözleşmesel bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık şart değildir. Önemli olan fiilî ve düzenli yardımın bulunması veya yaşamın olağan akışına göre bu yardımın gelecekte sürmesinin beklenmesidir.

Kararın somut uyuşmazlığı 2015 yılında meydana gelen bir trafik kazasındaki sigorta teminatına ilişkindir. Bu nedenle kararın trafik sigortası yönündeki sonucu, sonraki mevzuat değişiklikleri dikkate alınmadan güncel olaylara doğrudan taşınmamalıdır.

Yargıtay HGK, E.2007/4-222, K.2007/222, 18.04.2007

Hukuk Genel Kurulu, mirasın reddedilmiş olmasının destekten yoksun kalma tazminatı talebine engel olmadığını kabul etmiştir. Bunun gerekçesi destekten yoksun kalma alacağının mirasçılık sıfatından değil, hak sahibinin kendi şahsında doğan bağımsız zarardan kaynaklanmasıdır.

Bu karar, destekten yoksun kalma tazminatı ile miras hukukundan kaynaklanan taleplerin birbirinden ayrılması bakımından önemini korumaktadır.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı ile Manevi Tazminat Aynı Değildir

Destekten yoksun kalma tazminatı maddi zararın giderilmesine yöneliktir. Ölüm nedeniyle desteğin ekonomik katkısının kaybedilmesi esas alınır.

Manevi tazminat ise ölüm nedeniyle yakınların yaşadığı manevi zarara ilişkin ayrı bir taleptir. Bir kişinin destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkının bulunması, manevi tazminatın da otomatik olarak aynı miktar veya koşullarda doğduğu anlamına gelmez.

Aynı ölüm olayı nedeniyle cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi ve çalışma gücü kaybından kaynaklanan zararlar ile destekten yoksun kalma ve şartları varsa manevi tazminatın birlikte gündeme gelmesi mümkündür. Her zarar kalemi kendi hukuki koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Destek İlişkisi İçin Yoksulluk Şartı Aranır mı?

Destekten yoksun kalan kişinin hiçbir gelirinin olmaması veya temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak derecede yoksul hâle gelmesi şart değildir.

Yargıtay’ın yaklaşımında esas olan, ölen kişinin sağladığı desteğin ortadan kalkması nedeniyle hak sahibinin ölüm öncesindeki sosyal ve ekonomik yaşam seviyesinin olumsuz etkilenmesidir. Bu nedenle kişinin kendi gelirinin veya emekli aylığının bulunması, tek başına destek ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Ancak bu durum her gelir sahibi kişinin mutlaka tazminat alacağı anlamına da gelmez. Gerçek veya muhtemel destek ilişkisi ve bu ilişkinin kaybından doğan zarar somut olay çerçevesinde incelenir.

Varsayımsal Bir Örnek Üzerinden Destek İlişkisi

Varsayımsal olarak, düzenli geliri bulunan bir kişi annesinin konut giderlerinin bir bölümünü her ay karşılıyor ve günlük bakımında da düzenli yardım sağlıyorsa kişinin ölümü hâlinde annenin kendi emekli aylığının bulunması, tek başına destekten yoksun kalma talebini ortadan kaldırmaz.

Başka bir varsayımsal durumda ise ölen kişiyle herhangi bir akrabalık bağı bulunmayan ancak uzun süredir aynı evde yaşayan ve giderleri büyük ölçüde ölen kişi tarafından karşılanan bir kişinin de fiilî destek ilişkisini kanıtlaması hâlinde tazminat talebi değerlendirilebilir.

Her iki durumda da tazminat miktarı yalnızca destek ilişkisinin varlığına göre değil, desteğin ekonomik kapsamı ve beklenen devam süresine göre belirlenir.

Hak Kaybını Önlemek İçin Dosyanın Bütün Olarak Değerlendirilmesi

Destekten yoksun kalma tazminatı yalnızca aktüeryal bir hesaplama meselesi değildir. Öncelikle kimin destek sayıldığı, talep sahibinin destekten hangi ölçüde yararlandığı, ölümden kimin hangi hukuki sebeple sorumlu olduğu, hangi yargı yolunun kullanılacağı ve varsa dava öncesi başvuru şartlarının yerine getirilip getirilmediği belirlenmelidir.

Özellikle 31 Temmuz 2026 sonrasında meydana gelen olaylarda TBK m.55’teki yeni faiz ve mahsup hükümleri; bu tarihten sonra açılacak davalarda ise HMK m.107’nin kaldırılması ve HMK m.109/4 ile getirilen yeni kısmi dava sistemi dikkate alınmalıdır. Olay tarihi ile dava tarihinin birbirinden ayrılması bu nedenle önem taşımaktadır.

Trafik kazası, iş kazası ve idari eylemden kaynaklanan ölümlerde görevli mahkeme, ön başvuru şartları ve süreler birbirinden farklı olabilir. Bu sebeple yalnızca tazminat miktarının hesaplanmasına odaklanmak yerine sorumluluk sebebi, destek ilişkisi, deliller, zamanaşımı ve usul hükümleri birlikte incelenmelidir.

Bu makaleyi paylaşın Doğru bilginin daha fazla kişiye ulaşmasına katkı sağlayın.
Paylaş
Avukatla iletişim

Hukuki yardıma mı ihtiyacınız var?

Av. Erdem VAROL ile görüşerek dosyanız hakkında bilgi alabilirsiniz. Her dosyanın kendine özgü olduğunu unutmayın.

Yasal Sorumluluk Bilgilendirmesi

Bu makale Av. Erdem VAROL tarafından hazırlanmıştır. Makalenin içeriği, doğruluğu ve güncelliği ile ilgili tüm hukuki sorumluluk yazara (avukata) aittir. AvukatBurada.com.tr platformu bu içerikten kaynaklanabilecek hiçbir hukuki sorumluluk kabul etmez. Yazar profilini görüntüle.