AvukatBurada.com.tr
Popüler Şehirler
Uzmanlık Alanları
Hesaplama Araçları
Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap

Avukat mısınız? Profilinizi oluşturun ve müvekkiller size ulaşsın.

Hukuk Rehberi

Belirsiz Alacak Davası Kaldırıldı: Yeni Düzenleme ve HMK 109

Belirsiz alacak davası kaldırıldı. HMK 107 değişikliği, yeni kısmi dava sistemi, talep artırımı, zamanaşımı ve mevcut davaların hukuki durumunu inceleyin.

Güncellendi: 23 Ekim 2026 22 dk okuma 276 okunma
Makale

Belirsiz alacak davası, 7589 sayılı Kanun ile 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesine dayanılarak artık yeni bir belirsiz alacak davası açılamaz. Bununla birlikte, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalar eski düzenlemeye tabi olmaya devam eder. Yeni sistemde ise kısmi dava ve talep artırımı hükümleri önem kazanmıştır.

Belirsiz Alacak Davası Hangi Kanunla Kaldırıldı?

Belirsiz alacak davası, 16 Temmuz 2026 tarihinde kabul edilen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile kaldırılmıştır.

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kanunun 19. maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesini yürürlükten kaldırmıştır.

Aynı Kanunun 20. maddesiyle HMK'nın kısmi davaya ilişkin 109. maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Böylece belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla birlikte, kısmi davada talep miktarının artırılmasına ilişkin yeni bir usul benimsenmiştir.

Düzenlemenin tam metni, 7589 sayılı Kanunun TBMM tarafından yayımlanan resmî metninden incelenebilir.

Değişiklik yalnızca dava türünün adını ilgilendirmemektedir. Alacağın başlangıçta ne kadarının talep edileceği, yargılama sırasında miktarın nasıl artırılacağı ve zamanaşımının hangi tarihte kesilmiş sayılacağı bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır.

Belirsiz Alacak Davası Neydi ve Neden Kaldırıldı?

Belirsiz alacak davası, alacaklının dava açarken alacağının miktarını veya değerini tam ve kesin şekilde belirleyemediği durumlarda başvurabildiği özel bir dava türüydü.

Mülga HMK m.107 uyarınca, alacağın miktarını başlangıçta belirlemenin alacaklıdan beklenemediği veya bunun objektif olarak mümkün olmadığı hâllerde, hukuki ilişkinin ve asgari bir miktarın belirtilmesiyle dava açılabiliyordu.

Yargılama sırasında karşı tarafın sunduğu belgeler, bilirkişi incelemesi veya toplanan diğer deliller sayesinde gerçek alacak miktarı belirlenebilir hâle geldiğinde davacı, kanunda öngörülen usulle talebini kesinleştirebiliyordu.

Bu dava türü özellikle bazı işçilik alacaklarında, maddi tazminat taleplerinde ve hesaplamanın karşı tarafın elindeki bilgi veya belgelere bağlı olduğu uyuşmazlıklarda önem taşıyordu.

Ancak uygulamada hangi alacakların belirsiz kabul edilebileceği konusunda uyuşmazlıklar ortaya çıkıyordu. Bir alacağın hesaplanması için bilirkişi incelemesi yapılacak olması, tek başına o alacağın belirsiz olduğu anlamına gelmiyordu.

Kanun değişikliğiyle bu ayrı dava türü kaldırılmış, alacağın yalnızca bir bölümünün dava edildiği durumlarda talebin genişletilebilmesi için HMK m.109/4 kapsamında yeni bir yol düzenlenmiştir.

Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması Mevcut Davaları Etkiliyor mu?

Belirsiz alacak davasının yürürlükten kaldırılması, daha önce açılmış bütün davaların sona erdiği anlamına gelmemektedir.

7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin onuncu fıkrasında özel bir geçiş hükmü bulunmaktadır. Buna göre kaldırılan HMK m.107, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam edecektir.

Bu nedenle iki dönem arasında ayrım yapılması gerekir:

Davanın açıldığı tarihUygulanacak düzenleme
30 Temmuz 2026 ve öncesiBelirsiz alacak davası olarak açılmış dosyalarda eski HMK m.107 uygulanmaya devam eder.
31 Temmuz 2026 ve sonrasıHMK m.107 kapsamında yeni belirsiz alacak davası açılamaz. Uygun dava türü güncel hükümler çerçevesinde belirlenir.
Tabloyu yatay kaydırabilirsiniz

Örneğin 2025 yılında usulüne uygun şekilde açılmış ve hâlen görülmekte olan bir belirsiz alacak davası, yalnızca kanun değişikliği nedeniyle kendiliğinden kısmi davaya dönüşmez.

Ayrıca önceki HMK m.107/2 kapsamında, alacağın miktarı tam ve kesin olarak belirlenebilir hâle geldiğinde hâkimin tahkikat sona ermeden vereceği iki haftalık kesin süre içinde davacının talebini belirlemesine ilişkin düzenleme, geçiş hükmü nedeniyle eski davalarda önemini korumaktadır.

Bununla birlikte, eski hükmün uygulanmaya devam etmesi, başlangıçta belirsiz alacak davasının şartlarını taşımayan her davanın geçerli sayılacağı anlamına gelmez. Davanın açıldığı tarihteki koşullar ve dilekçenin içeriği ayrıca değerlendirilmelidir.

Belirsiz Alacak Davası Yerine Hangi Dava Açılabilir?

31 Temmuz 2026 sonrasında alacağın dava yoluyla talep edilmesi bakımından uyuşmazlığın niteliğine göre tam eda davası veya kısmi dava gündeme gelebilir.

Tam eda davasında davacı, alacağının tamamını dava dilekçesinde belirterek tahsilini ister. Alacak miktarının belirlenebildiği durumlarda bu yol değerlendirilebilir.

Kısmi davada ise niteliği itibarıyla bölünebilir bir alacağın yalnızca belirli bölümü dava edilir. Talebin kalan kısmından açıkça feragat edilmemiş olması hâlinde kısmi dava açılması, kalan alacaktan vazgeçildiği anlamına gelmez.

Yeni düzenleme, kısmi davada talebin artırılmasını kolaylaştırmıştır. Bununla birlikte kısmi dava, her türlü hukuki talep için uygulanabilecek genel bir yöntem değildir.

Özellikle alacağın bölünebilirliği, başlangıçta dava edilen bölümün belirlenmesi ve talep sonucunun açık olması gerekir.

Kısmi davanın şartları, kapsamı ve diğer dava türleriyle ayrımları hakkında HMK 109 kapsamında kısmi dava başlıklı incelemeden ayrıntılı bilgi edinilebilir.

HMK 109/4 ile Getirilen Yeni Talep Artırımı Sistemi

7589 sayılı Kanunun 20. maddesiyle HMK m.109'a eklenen dördüncü fıkra, kısmi davada talep miktarının artırılmasına ilişkin özel bir usul düzenlemiştir.

Buna göre alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu;

  • Aynı dava içerisinde artırılabilir.
  • Artırım hakkı bir defaya mahsus kullanılabilir.
  • Artırım, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.
  • İşlem, iddianın genişletilmesi yasağına tabi değildir.
  • Artırılan bölüm bakımından zamanaşımı, dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.

Bu düzenlemenin en önemli yönlerinden biri, davacının başlangıçta yalnızca bir bölümünü talep ettiği alacağını, belirlenen şartlar altında aynı dosyada artırabilmesidir.

Talep Artırımı Ne Zamana Kadar Yapılabilir?

HMK m.109/4, talep artırımının tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğini düzenlemektedir.

Tahkikat, mahkemenin uyuşmazlık konusu vakıaları ve delilleri inceleyerek davayı hüküm vermeye elverişli hâle getirmeye çalıştığı yargılama aşamasıdır.

Bu nedenle talep artırımının zamanında yapılması önemlidir. Mahkemenin tahkikatı sona erdirmesinden sonra aynı hükme dayanılarak artırım yapılabileceği varsayılmamalıdır.

Kanunda bu işlem için dava açılışından itibaren hesaplanan sabit bir gün veya ay süresi öngörülmemiştir. Belirleyici olan tahkikatın sona ermesidir.

Talep Artırımı Birden Fazla Yapılabilir mi?

HMK m.109/4 kapsamında tanınan özel talep artırımı hakkı aynı davada bir defaya mahsustur.

Örneğin, tamamen varsayımsal olarak, bir işçi fazla çalışma ücreti alacağının 10.000 TL'lik bölümünü dava etmiş olsun. Yargılama sırasında yapılan hesaplamada toplam alacağın 120.000 TL olduğu belirlenirse, kanuni şartların gerçekleşmesi hâlinde davacı talebini 120.000 TL'ye yükseltebilir.

Ancak sonraki bir bilirkişi incelemesinde farklı bir miktarın ortaya çıkması hâlinde, aynı hükümden yararlanarak ikinci kez artırım yapılabileceği kabul edilmemelidir.

Böyle bir durumda ıslah veya diğer usul yollarından yararlanılıp yararlanılamayacağı ayrıca incelenmelidir. Yeni düzenlemenin bu tür uygulama sorunlarında henüz yerleşmiş bir içtihat bulunduğu varsayılmamalıdır.

Talep artırımı işleminin hazırlanması, hesaplama yöntemi ve dilekçenin içeriği bakımından talep artırım dilekçesi örneği ve hazırlanışı başlıklı içerik ayrıca incelenebilir.

Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması Zamanaşımını Nasıl Etkiler?

Yeni düzenlemenin alacaklılar bakımından önemli sonuçlarından biri zamanaşımıdır.

HMK m.109/4 uyarınca kısmi davada talep kanunun öngördüğü şekilde artırıldığında, artırılan bölüm bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.

Örneğin, varsayımsal bir uyuşmazlıkta davacının 200.000 TL tutarında alacak iddiası bulunduğunu ancak başlangıçta bunun 20.000 TL'lik bölümünü dava ettiğini kabul edelim.

Tahkikat sona ermeden HMK m.109/4 kapsamında usulüne uygun artırım yapılarak talep 200.000 TL'ye çıkarılmışsa artırılan 180.000 TL bakımından da zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş sayılır.

Ancak burada iki önemli ayrım bulunmaktadır.

Birincisi, bu hüküm dava açıldığı tarihte zaten zamanaşımına uğramış bir alacağı kendiliğinden yeniden talep edilebilir hâle getirmez.

İkincisi, kısmi dava açılması ile sonradan usulüne uygun talep artırımı yapılması aynı işlem değildir. HMK m.109/4'teki özel zamanaşımı korumasının uygulanabilmesi için artırımın kanunda öngörülen şartlarla gerçekleştirilmesi gerekir.

Ayrıca zamanaşımı ile hak düşürücü süreler farklı hukuki kurumlardır. Yeni hüküm zamanaşımına ilişkindir. Özel kanunlarda yer alan hak düşürücü sürelerin bu düzenlemeyle kendiliğinden uzadığı söylenemez.

Dolayısıyla alacağın doğduğu tarih, muacceliyet zamanı, uygulanacak zamanaşımı süresi, varsa durma veya kesilme nedenleri ve dava tarihi birlikte incelenmelidir.

Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması Faiz ve Harçları Değiştiriyor mu?

HMK m.109/4'ün zamanaşımına ilişkin hükmü, faiz başlangıcı ve yargılama giderleri bakımından otomatik olarak aynı sonuçları doğurmaz.

Talep Artırımında Faiz Başlangıcı

Artırılan alacak miktarına hangi tarihten itibaren faiz işletileceği, alacağın niteliğine ve ilgili maddi hukuk hükümlerine bağlıdır.

Örneğin bazı alacaklarda temerrüt tarihi, bazılarında özel kanun hükümleri, bazı durumlarda ise dava dilekçesinde ileri sürülen talebin kapsamı önem taşıyabilir.

Bu nedenle artırılan bölüm bakımından zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılması, faizin de bütün uyuşmazlıklarda dava tarihinden itibaren başlayacağı anlamına gelmez.

Dava dilekçesinde ve talep artırımında faiz türünün, başlangıç tarihinin ve alacak kalemlerinin doğru belirlenmesi gerekir.

Harç ve Yargılama Giderleri

Kısmi davada başlangıçta talep edilen miktar üzerinden harç hesaplanması gündeme gelebilir. Ancak daha sonra talep edilen tutarın artırılması, tamamlanması gereken harçları da etkileyebilir.

Harç miktarı; uyuşmazlığın niteliğine, nispi veya maktu harç uygulanmasına ve varsa özel düzenlemelere göre belirlenir.

Başlangıçta düşük miktarda dava açılmasının nihai yargılama giderlerinin de mutlaka düşük olacağı anlamına gelmediği unutulmamalıdır.

Belirsiz Alacak Davası Kaldırıldıktan Sonra İşçilik Alacakları Nasıl Talep Edilir?

Değişikliğin önem taşıdığı alanlardan biri iş hukukudur.

Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve yıllık izin ücreti gibi taleplerin hesaplanması sırasında farklı hukuki ve fiilî sorunlar ortaya çıkabilir.

Özellikle çalışma süresinin tartışmalı olduğu, işveren kayıtlarının incelenmesinin gerektiği veya fazla çalışma miktarının delillerle belirlenebildiği durumlarda hesaplamalar yargılama sırasında netleşebilir.

Bununla birlikte belirsiz alacak davasının kaldırılması, bütün işçilik alacaklarının mutlaka kısmi dava şeklinde açılması gerektiği anlamına gelmez.

Somut uyuşmazlık bakımından;

  • Alacağın niteliği ve bölünebilirliği,
  • Elde bulunan ücret ve çalışma belgeleri,
  • İş sözleşmesinin sona erme şekli,
  • Zamanaşımı ve varsa hak düşürücü süreler,
  • Dava şartı arabuluculuk süreci,
  • Başlangıçta talep edilecek miktar

birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle birden fazla işçilik alacağının talep edildiği dosyalarda, her kalemin ayrı gösterilmesi ve artırılacak tutarların hangi alacağa ait olduğunun açıklanması hukuki belirlilik açısından önemlidir.

Tazminat Davaları ve Ticari Alacaklar Nasıl Etkilenecek?

Belirsiz alacak davasının kaldırılması yalnızca işçilik alacaklarını ilgilendirmemektedir.

Trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat, iş kazası nedeniyle uğranılan zarar, sözleşmeden doğan bazı alacaklar veya ticari kayıtların incelenmesiyle miktarı belirlenebilen alacaklar bakımından da yeni dava sistemi önem taşıyabilir.

Örneğin ticari bir sözleşmeden kaynaklanan alacağın miktarının karşı tarafın kayıtlarının incelenmesinden sonra netleşeceği düşünülebilir. Ancak bu durum, her uyuşmazlıkta aynı dava yönteminin kullanılabileceğini göstermez.

Öncelikle alacağın hukuki niteliği, talebin bölünebilir olup olmadığı ve dava tarihindeki bilgiler değerlendirilmelidir.

Bunun yanında tazminat davalarında geçmişte verilen kararlar, kaldırılan HMK m.107 dönemine ait olabilir. Bu kararların yeni HMK m.109/4 bakımından hiçbir ayrım yapılmaksızın uygulanması doğru değildir.

Yeni düzenlemede özellikle talep artırımı, zamanaşımı ve faiz konularında oluşacak yargısal uygulama ayrıca takip edilmelidir.

Daha Önce Açılmış Kısmi Davalarda Yeni HMK 109/4 Uygulanabilir mi?

31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış belirsiz alacak davaları ile aynı tarihten önce açılmış kısmi davalar birbirinden ayrılmalıdır.

7589 sayılı Kanunun geçiş hükmü, yürürlükten kaldırılan HMK m.107'nin daha önce açılmış davalarda uygulanmaya devam edeceğini açıkça düzenlemiştir.

Buna karşılık HMK m.109/4'ün geçmişte açılmış ve hâlen devam eden kısmi davalara uygulanması bakımından aynı açıklıkta özel bir geçiş hükmü bulunmamaktadır.

HMK m.448 uyarınca usul hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır. Bu ilke, yeni düzenlemenin derdest kısmi davalarda da uygulanabileceği yönünde değerlendirmeye dayanak oluşturabilir.

Ancak şu hususlar önemlidir:

  • Davada tahkikatın sona erip ermediği,
  • Daha önce talep artırımı veya ıslah yapılıp yapılmadığı,
  • Tamamlanmış usul işlemlerinin kapsamı,
  • Artırılmak istenen alacağın başlangıçtaki taleple ilişkisi,
  • Zamanaşımı bakımından ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar.

Dolayısıyla 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış her kısmi davada HMK m.109/4'ün hiçbir sınırlama olmaksızın uygulanacağı yönünde kesin bir değerlendirme yapılması uygun değildir.

Bu konuda yeni düzenlemeye ilişkin yargısal uygulamanın gelişmesi önem taşımaktadır.

Yeni Sistemde Görevli ve Yetkili Mahkeme Nasıl Belirlenir?

Belirsiz alacak davasının kaldırılması, alacak uyuşmazlıklarının tamamı için tek bir görevli mahkeme oluşturulması anlamına gelmemektedir.

Görevli mahkeme alacağın kaynağına göre belirlenir.

İş sözleşmesinden doğan ve iş mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıklarda iş mahkemesi; ticari dava niteliğindeki uyuşmazlıklarda görev şartlarının bulunması hâlinde asliye ticaret mahkemesi; genel hukuk uyuşmazlıklarında ise kanunda başka bir görev kuralı yoksa asliye hukuk mahkemesi gündeme gelebilir.

Tüketici işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemesi veya uyuşmazlığın türü ve tutarına göre tüketici hakem heyeti başvurusu söz konusu olabilir.

Yetkili mahkeme ise HMK'nın genel ve özel yetki kuralları ile ilgili diğer kanun hükümlerine göre belirlenir. Sözleşmenin ifa yeri, davalının yerleşim yeri veya uyuşmazlığın niteliğine bağlı özel yetki kuralları önem taşıyabilir.

Ayrıca kanunen dava şartı arabuluculuğa tabi olan uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce bu sürecin tamamlanması gerekir.

Belirsiz alacak davasının kaldırılmış olması, arabuluculuk yükümlülüğünü ortadan kaldırmamıştır.

Alacak Davası Açılırken Hangi Deliller Önem Taşır?

Yeni sistemde talep miktarının belirlenmesi ve ispatı bakımından dava öncesinde yapılacak hukuki değerlendirme önemini korumaktadır.

Uyuşmazlığın niteliğine göre sözleşmeler, faturalar, banka kayıtları, ödeme belgeleri, ticari defterler, bordrolar, işyeri kayıtları, yazışmalar ve diğer deliller kullanılabilir.

Özellikle talebin miktarının yargılama sırasında netleşmesi bekleniyorsa, bu hesaplamayı etkileyen belgelerin belirlenmesi önemlidir.

Bununla birlikte bir belgenin mevcut olması, o belgenin her durumda hukuken geçerli veya ispat bakımından yeterli olduğu anlamına gelmez.

Dava dilekçesinde ileri sürülen vakıalar ile sunulan deliller arasında ilişki kurulmalı; delillerin gösterilmesine ve sunulmasına ilişkin usul süreleri dikkate alınmalıdır.

Yargılama sırasında bilirkişi incelemesi yapılması, davacının ispat yükünü veya talep sonucunu belirleme sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılmasından Sonra Hak Kaybına Yol Açabilecek Hatalar

Yeni düzenleme, alacağın dava yoluyla ileri sürülmesini tamamen ortadan kaldırmamış olsa da bazı usul işlemlerinin daha dikkatli yürütülmesini gerektirmektedir.

Özellikle dava açılış tarihinin yanlış değerlendirilmesi, kaldırılan HMK m.107'ye dayanılarak yeni bir dava açılması veya tahkikat sona erdikten sonra HMK m.109/4 kapsamında artırım yapılmaya çalışılması önemli uyuşmazlıklar doğurabilir.

Benzer şekilde, yalnızca bilirkişi raporundaki miktara dayanılarak hesaplamanın hukuken doğru olup olmadığı incelenmeden talep artırımı yapılması da risklidir.

Islah, talep artırımı ve ek dava birbirinden farklı usul kurumlarıdır. Bu işlemler zamanaşımı ve yargılama giderleri bakımından aynı sonuçları doğurmayabilir.

Bir diğer önemli husus da mahkemenin kural olarak talep sonucuyla bağlı olmasıdır. Bilirkişi raporunda daha yüksek alacak hesaplanmış bulunması, mahkemenin hiçbir usul işlemi yapılmadan başlangıçta talep edilenden daha fazlasına hükmedebileceği anlamına gelmez.

Bu nedenle davanın başlangıcında seçilen usul kadar, yargılama sırasında gerçekleştirilen işlemler de hakların korunması bakımından önemlidir.

Yeni Düzenlemede Alacak Haklarının Korunması

Belirsiz alacak davasının kaldırılması, alacaklıların mahkemeye başvurma veya alacaklarını talep etme haklarını sona erdirmemiştir. Değişiklik, bu hakların hangi usul çerçevesinde ileri sürüleceğine ilişkindir.

31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış belirsiz alacak davaları bakımından eski HMK m.107 uygulanmaya devam ederken, yeni açılacak davalarda özellikle HMK m.109 kapsamında kısmi dava ve talep artırımı hükümleri önem taşımaktadır.

Bununla birlikte yeni düzenleme bütün alacak uyuşmazlıklarını aynı usule tabi kılmamaktadır. Dava türünün belirlenmesi, zamanaşımı, faiz, harç, deliller ve artırılacak miktar bakımından her uyuşmazlığın kendi koşulları esas alınmalıdır.

Hak kaybının önlenmesi açısından yalnızca alacağın miktarının değil, hangi tarihte ve hangi usul işlemiyle talep edildiğinin de değerlendirilmesi gerekir.

Bu makaleyi paylaşın Doğru bilginin daha fazla kişiye ulaşmasına katkı sağlayın.
Paylaş
Avukatla iletişim

Hukuki yardıma mı ihtiyacınız var?

Av. Erdem VAROL ile görüşerek dosyanız hakkında bilgi alabilirsiniz. Her dosyanın kendine özgü olduğunu unutmayın.

Yasal Sorumluluk Bilgilendirmesi

Bu makale Av. Erdem VAROL tarafından hazırlanmıştır. Makalenin içeriği, doğruluğu ve güncelliği ile ilgili tüm hukuki sorumluluk yazara (avukata) aittir. AvukatBurada.com.tr platformu bu içerikten kaynaklanabilecek hiçbir hukuki sorumluluk kabul etmez. Yazar profilini görüntüle.