AİHM Büyük Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihli Şaban Yasak/Türkiye kararında, silahlı terör örgütü üyeliği mahkûmiyetinde kişinin örgütün niteliğini bildiğinin ve örgüte bu bilinçle katılma iradesinin somut olay temelinde ortaya konulması gerektiğine hükmetti. Mahkeme, bireyselleştirilmemiş ceza sorumluluğunu AİHS’nin 7. maddesiyle bağdaşmaz buldu.
Şaban Yasak Kararı Nedir?
Kamuoyunda “Şaban Yasak kararı” olarak anılan karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin Yasak/Türkiye, Başvuru No. 17389/20, 5 Mayıs 2026 tarihli kararıdır.
Buradaki “Yasak”, başvurucunun soyadıdır. Karar, herhangi bir davranışın genel olarak yasaklanmasına ilişkin bir düzenleme değil; Şaban Yasak hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi kapsamında verilen silahlı terör örgütüne üyelik mahkûmiyetinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından incelenmesine ilişkindir.
Başvurucu, 14 Şubat 2018 tarihinde Çorum Ağır Ceza Mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilmişti. Mahkûmiyet sürecinde tanık beyanları, HTS verileri, sosyal güvenlik primi kayıtları ve Bank Asya işlemleri gibi çeşitli deliller değerlendirilmişti.
AİHM İkinci Dairesi 27 Ağustos 2024 tarihli ilk kararında, somut dosyayı Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararından ayırarak AİHS’nin 7. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştı. Ancak dosyanın Büyük Daireye gönderilmesinden sonra bu değerlendirme değişti. Büyük Daire, 5 Mayıs 2026 tarihinde 11’e karşı 6 oyla AİHS m.7’nin ihlal edildiğine, ayrıca ceza infaz kurumundaki koşullar nedeniyle 9’a karşı 8 oyla AİHS m.3’ün ihlal edildiğine karar verdi.
Kararın resmî metnine Yasak/Türkiye Büyük Daire kararından ulaşılabilir.
AİHM Büyük Dairesi Neden İhlal Kararı Verdi?
Şaban Yasak kararının merkezindeki hukuki sorun, TCK m.314/2’nin varlığı veya silahlı terör örgütüne üyelik suçunun bütünüyle belirsiz olması değildir.
Asıl mesele, suçun manevi unsurunun somut sanık bakımından nasıl tespit edildiğidir.
AİHM Büyük Dairesine göre ceza sorumluluğu yalnızca kişinin bazı davranışları gerçekleştirmiş olmasına dayandırılamaz. Suçun gerektirdiği maddi fiillerin yanında, kişinin bu fiilleri hangi bilgi ve iradeyle gerçekleştirdiğinin de belirlenmesi gerekir.
Özellikle silahlı terör örgütüne üyelik söz konusu olduğunda kişi ile örgüt arasındaki ilişkinin niteliği, örgütün amaç ve yöntemlerine ilişkin bilgi düzeyi ve örgütsel yapıya bilerek katılma iradesi somutlaştırılmalıdır.
Örgütle İlişki ile Örgüt Üyeliği Aynı Şey Değildir
Büyük Dairenin üzerinde durduğu temel ayrımlardan biri budur.
Bir kişinin belirli kişilerle irtibatının bulunması, belirli kurumlarda çalışmış olması, belirli bir sosyal veya eğitim çevresi içerisinde yer alması ya da geçmişte hukuka uygun görünen faaliyetlere katılması tek başına silahlı terör örgütü üyeliğinin bütün unsurlarını ortaya koymaz.
Ceza sorumluluğunun “ilişki”, “irtibat” veya genel aidiyet değerlendirmesinden çıkarılması yerine, kişinin kendi eylemleri ve kendi kastı üzerinden kurulması gerekir.
AİHM, cezai sorumluluğun kolektif suçluluk veya salt bağlantı üzerinden tesis edilemeyeceğini özellikle vurgulamıştır.
Suçun Manevi Unsuru Neden Önemli?
TCK m.314/2 kapsamında silahlı örgüte üye olma suçunda yalnızca örgütle maddi bir temasın varlığı yeterli değildir.
Yargıtay içtihadında da örgüt üyeliği uzun süredir;
- örgütün hiyerarşik yapısına dahil olma,
- örgütle organik bağ kurma,
- örgütün amaçlarını bilme,
- örgütsel irade doğrultusunda hareket etme,
- kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunma
ölçütleri üzerinden değerlendirilmektedir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 26.10.2017 tarihli, E.2017/1809, K.2017/5155 sayılı kararında da örgüt üyeliğinin yalnızca sempati veya temasla oluşmayacağı; kişinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olması ve örgütle canlı, etkin, emir ve talimat almaya açık bir organik bağ kurması gerektiği belirtilmiştir. Bu kararın künyesi ve temel yaklaşımı Adalet Bakanlığı UYAP içtihat sisteminde de doğrulanabilmektedir.
AİHM Büyük Dairesi de Yasak kararında benzer bir noktadan hareket etmiş ancak özellikle manevi unsurun kişiye özgü olarak ispatlanması üzerinde durmuştur.
Mahkemeye göre, kişinin yalnızca belirli faaliyetlerde bulunmuş olması değil, ilgili zaman diliminde örgütün amaç ve şiddet içeren yöntemleri hakkında bilgi sahibi olduğunun ve buna rağmen örgüt içerisinde yer alma iradesini sürdürdüğünün ortaya konulması gerekir.
Türk yargısının örgüt üyeliği ve delil değerlendirmesine ilişkin yaklaşımını daha ayrıntılı incelemek için FETÖ/PDY Yargıtay kararları ve delil değerlendirmesi başlıklı çalışma da bu konuyu tamamlayıcı niteliktedir.
Suç Tarihi ve Zaman Dilimi Neden Belirleyici?
Şaban Yasak kararının önemli yönlerinden biri de suçun zamansal çerçevesidir.
Ceza mahkemesi yalnızca bir kişinin geçmişte belirli bir yapı içerisinde faaliyet gösterip göstermediğine bakmamalıdır. Kişinin hangi tarihler arasında hangi faaliyetlerde bulunduğu ve bu dönemde yapının suç örgütü niteliğini bilip bilmediği ayrıca ortaya konulmalıdır.
AİHM özellikle bu noktada kişisel ceza sorumluluğunun zaman unsuruyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu ayrım önemlidir. Geçmişte hukuka uygun görünüm altında gerçekleştirilen bir davranışın daha sonraki gelişmelerden hareketle geriye dönük biçimde otomatik olarak suç kastının göstergesi kabul edilmesi, kanunilik ilkesi bakımından sorun doğurabilir.
Buna karşılık kişinin örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği dönemde örgütsel faaliyetini bilinçli şekilde sürdürdüğünün somut delillerle ortaya konulması hâlinde değerlendirme farklı olacaktır.
Dolayısıyla Yasak kararından, belirli bir tarihten önce gerçekleştirilen bütün faaliyetlerin hukuken değersiz olduğu şeklinde genel bir sonuç çıkarılması mümkün değildir. Belirleyici olan, somut dosyada bilgi, irade, zaman ve davranış arasındaki bağın kurulmasıdır.
Şaban Yasak Dosyasında Hangi Deliller Vardı?
İddianamede ve ulusal mahkeme kararlarında başvurucu hakkında farklı delil grupları değerlendirilmiştir.
Bunlar arasında tanık ifadeleri, başka kişilerle irtibatı gösterdiği ileri sürülen HTS kayıtları, örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen bir eğitim şirketinin sosyal güvenlik primi ödemeleri ve Bank Asya hesabındaki işlemler yer almaktaydı.
Bank Asya kayıtlarında, başvurucunun hesabında Aralık 2013 itibarıyla bakiye bulunmadığı, Ocak 2014 döneminde ise hesaba 2.000 TL ve sonraki aylarda başka tutarlarda para yatırıldığı belirlenmişti. Ulusal mahkeme bu işlemleri dosyadaki diğer unsurlarla birlikte örgütsel talimata uyma şeklinde değerlendirmişti.
Bazı tanıklar ise başvurucunun örgütün öğrenci yapılanmasında görev aldığını ve “Recep” kod adını kullandığını ileri sürmüştü.
Ancak AİHM Büyük Dairesinin yaklaşımı, bu delillerden herhangi birinin kategorik olarak “hukuka aykırı delil” olduğunu söylemek değildir.
Sorun, delillerden hareketle kişinin örgütün niteliğini bildiği ve örgüte üye olma yönünde gerekli suç kastını taşıdığı sonucuna nasıl ulaşıldığının yeterince bireyselleştirilmemiş olmasıdır.
Bank Asya, HTS veya Tanık Beyanı Artık Delil Sayılamaz mı?
Hayır.
Şaban Yasak kararı, Bank Asya hesap hareketlerinin, HTS kayıtlarının, tanık anlatımlarının veya belirli kurumlarla bağlantı kayıtlarının hiçbir koşulda delil olarak kullanılamayacağı anlamına gelmez.
Bir delilin dosyada bulunmasıyla, o delile hangi hukuki sonucun bağlanacağı farklı meselelerdir.
Örneğin bir banka işlemi değerlendirilirken işlemin tarihi, miktarı, önceki hesap kullanım biçimi, kişinin ekonomik durumu ve işlemin iddia edilen örgütsel talimatla gerçekten bağlantılı olup olmadığı araştırılmalıdır.
HTS kayıtlarında ise yalnızca iki telefon numarasının temas etmiş olması değil; görüşmenin niteliği, zamanı, sıklığı, tarafların konumu ve diğer delillerle ilişkisi önem taşıyabilir.
Tanık beyanlarında da anlatımın somut olay, tarih ve faaliyet içermesi; çelişkilerin giderilmesi ve beyanın diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bu nedenle Yasak kararını “belirli deliller artık kullanılamaz” şeklinde değil, delillerden suçun manevi unsuruna ulaşılırken kişiselleştirilmiş ve gerekçeli değerlendirme yapılmalıdır şeklinde okumak daha isabetlidir.
AİHM'in ByLock ve benzeri dijital delillere ilişkin farklı kararlarındaki yaklaşım için AİHM ByLock kararları ve delil değerlendirmesi başlıklı incelemeye ayrıca bakılabilir.
Yargıtay Kararları Şaban Yasak Kararıyla Nasıl Birlikte Değerlendirilmelidir?
AİHM Büyük Dairesinin ortaya koyduğu ölçütler ile Yargıtayın örgüt üyeliğine ilişkin bazı temel kriterleri arasında önemli ortak noktalar vardır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E.2017/1809, K.2017/5155 sayılı kararında örgüt üyeliği için organik bağ ve hiyerarşik yapıya dahil olma şartı vurgulanmıştır. Örgüte sempati duymanın, belirli yayınları takip etmenin veya kişilerle sosyal ilişki içerisinde bulunmanın tek başına üyelik için yeterli olmadığı kabul edilmiştir.
Ayrıca Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarihli, E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararı ile bu kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 26.09.2017 tarihli, E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararla onanması, özellikle ByLock tespitlerinin teknik verilerle kişiye bağlanması ve örgüt üyeliği değerlendirmesinde kullanılmasına ilişkin önemli içtihatlar arasındadır. Bu kararların varlığı ve künyeleri sonraki Yargıtay kararlarında da açıkça aktarılmıştır.
Ancak Şaban Yasak kararı sonrasında yalnızca “organik bağ vardır” veya “eylemler süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk göstermektedir” şeklindeki kalıp ifadelerle yetinilmesi yeterli olmayabilir.
Mahkeme kararında;
kişinin örgütün niteliğini hangi tarihte ve hangi olgulardan hareketle bildiği, örgüte katılma veya örgütsel ilişkisini devam ettirme iradesinin nasıl tespit edildiği ve hangi somut delillerin suçun manevi unsurunu ortaya koyduğu gösterilmelidir.
Şaban Yasak Kararı TCK 314/2'yi Geçersiz Hâle Getirdi mi?
Hayır.
AİHM, Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesini yürürlükten kaldıran veya Türk hukukunda geçersiz hâle getiren bir karar vermemiştir.
TCK m.314/2 yürürlüktedir ve silahlı örgüte üye olan kişi bakımından beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörmektedir.
Yasak kararındaki ihlal, esas itibarıyla suç tipinin soyut varlığından değil, hükmün somut başvurucuya uygulanma biçiminden kaynaklanmıştır.
Bu nedenle kararın hukuki sonucu “örgüt üyeliği suçu artık uygulanamaz” değildir.
Kararın ortaya koyduğu temel gereklilik, TCK m.314/2 uygulanırken maddi ve manevi unsurların her sanık yönünden ayrı ayrı ve somut gerekçelerle ortaya konulmasıdır.
Şaban Yasak Kararı Otomatik Beraat Sağlar mı?
Hayır.
AİHM bir Türk ceza mahkemesinin yerine geçerek başvurucunun suçsuz olduğuna veya hakkında doğrudan beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmemiştir.
AİHM'in yaptığı inceleme, ulusal mahkûmiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olup olmadığıyla sınırlıdır.
Aynı nedenle, hakkında geçmişte FETÖ/PDY kapsamında mahkûmiyet kararı verilen herkesin Şaban Yasak kararına dayanarak otomatik biçimde beraat edeceği veya cezasının ortadan kalkacağı söylenemez.
Her dosyada;
mahkûmiyetin hangi delillere dayandığı, delillerin kişiselleştirilip kişiselleştirilmediği, suçun işlendiği kabul edilen tarih, kişinin örgütün niteliğini bilip bilmediği ve manevi unsurun gerekçeli şekilde ortaya konulup konulmadığı ayrı ayrı incelenmelidir.
Şaban Yasak Kararı Sonrası Yargılamanın Yenilenmesi Mümkün mü?
AİHM tarafından doğrudan hakkında ihlal kararı verilen kişi bakımından Türk hukukundaki temel düzenleme CMK m.311/1-f hükmüdür.
Bu düzenlemeye göre ceza hükmünün AİHS veya ek protokollerinin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının AİHM'in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedeni oluşturabilir.
Başvuru süresi, AİHM kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıldır. Yasak/Türkiye Büyük Daire kararı 5 Mayıs 2026 tarihinde verilmiş ve kesin niteliktedir. Bu nedenle doğrudan Şaban Yasak'a ilişkin CMK m.311/1-f değerlendirmesinde bir yıllık süre özellikle dikkate alınmalıdır.
Yargılamanın yenilenmesi talebi, CMK m.318 uyarınca hükmü veren mahkemeye sunulur.
Başvuruda yenileme nedeni ve dayanılan deliller açık şekilde gösterilmelidir. Mahkeme önce istemin kabule değer olup olmadığını değerlendirir. Yasal bir neden gösterilmemiş veya bunu destekleyen hususlar açıklanmamışsa istem reddedilebilir.
Yenileme talebinin yapılması, mahkûmiyet hükmünün infazını kendiliğinden durdurmaz. Bununla birlikte CMK m.312 uyarınca mahkeme infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir.
Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına ilişkin karara karşı CMK m.319/3 uyarınca itiraz mümkündür. Genel itiraz süresi, güncel CMK m.268/1 gereğince kararın öğrenilmesinden itibaren iki haftadır. Bu süre 1 Haziran 2024 itibarıyla eski yedi günlük sürenin yerine uygulanmaktadır.
Benzer Dosyalarda Şaban Yasak Kararına Dayanılarak Yeniden Yargılama İstenebilir mi?
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır.
Şaban Yasak hakkında verilen AİHM kararı, aynı veya benzer delillere dayanılarak mahkûm edilmiş herkes bakımından doğrudan CMK m.311/1-f kapsamında verilmiş bireysel bir ihlal kararı değildir.
CMK m.311/1-f, ceza hükmünün Sözleşme'ye aykırı olduğunun AİHM'in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesini esas almaktadır.
Dolayısıyla başka bir hükümlünün yalnızca “dosyam Şaban Yasak'ın dosyasına benziyor” demesi, tek başına otomatik bir yargılamanın yenilenmesi hakkı doğurduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.
Buna karşılık Yasak kararı;
devam eden ilk derece yargılamalarında, istinaf ve temyiz incelemelerinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularda ve koşulları bulunan AİHM başvurularında silahlı terör örgütü üyeliğinin manevi unsurunun nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda son derece önemli bir içtihat niteliğindedir.
Kesinleşmiş dosyalarda ise başvurulabilecek hukuki yol, kararın kesinleşme biçimine, daha önce yapılmış bireysel başvurulara, AİHM sürecine ve dosyaya özgü diğer yenileme nedenlerinin bulunup bulunmadığına göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Kararın AİHS'nin 3. Maddesi Yönünden Önemi
Yasak/Türkiye kararının ikinci yönü cezaevi koşullarıdır.
Büyük Daire, başvurucunun Çorum Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu koşulları bir bütün olarak değerlendirerek AİHS'nin 3. maddesinde güvence altına alınan insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağının ihlal edildiğine 9'a karşı 8 oyla karar vermiştir.
Bu ihlal, örgüt üyeliği mahkûmiyetinin maddi veya manevi unsurlarından ayrı bir konudur.
Dolayısıyla AİHS m.3 yönündeki tespit ile AİHS m.7 yönündeki kanunilik ve bireysel ceza sorumluluğu değerlendirmesinin birbirinden ayrılması gerekir.
Dosya İncelenirken Hangi Noktalara Bakılmalıdır?
Şaban Yasak kararının uygulamada anlamlı şekilde kullanılabilmesi için yalnızca kararın sonucuna atıf yapılması yeterli değildir.
Somut dosyada öncelikle mahkûmiyet hükmünün hangi fiilleri suçun maddi unsuru olarak kabul ettiği belirlenmelidir.
Ardından kişinin söz konusu tarihlerde örgütün niteliğinden ve amaçlarından haberdar olduğunu ortaya koyduğu ileri sürülen deliller incelenmelidir.
Mahkemenin, kişinin bilerek ve isteyerek örgütün hiyerarşik yapısına katıldığı sonucuna hangi somut olgulardan ulaştığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Bankacılık hareketleri, iletişim kayıtları, tanık anlatımları, çalışma kayıtları, eğitim kurumlarıyla ilişkiler veya dijital deliller varsa bunların tek tek değil; tarihsel bağlamı ve birbirleriyle ilişkisi içinde ele alınması gerekir.
En önemli noktalardan biri ise mahkûmiyet kararındaki gerekçedir. Bir delilin dosyada bulunması ile o delilin örgüt üyeliğinin manevi unsurunu ispatlaması aynı şey değildir.
Şaban Yasak Kararı Sonrasında Hakların Korunması
AİHM Büyük Dairesinin Şaban Yasak/Türkiye kararı, silahlı terör örgütü üyeliği suçunda bireysel ceza sorumluluğunun önemini belirginleştiren güncel bir Büyük Daire içtihadıdır.
Karardan çıkan temel sonuç, örgütle herhangi bir ilişki veya geçmiş temasın tek başına cezai üyelikle eşitlenemeyeceğidir. Mahkûmiyet için kişinin eylemleri, örgütle ilişkisinin niteliği, suçun işlendiği dönem ve özellikle örgütün amaçlarını bilerek hiyerarşik yapıya katılma iradesi somutlaştırılmalıdır.
Bununla birlikte kararın bütün FETÖ/PDY dosyalarını kendiliğinden ortadan kaldırdığı, her mahkûm için doğrudan yeniden yargılama hakkı verdiği veya otomatik beraat sonucu doğurduğu kabul edilemez.
Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde kanun yolu ve yeniden yargılama imkânları; kararın kesinleşme tarihi, daha önce kullanılan bireysel başvuru yolları, AİHM tarafından kişi hakkında verilmiş bir karar bulunup bulunmadığı ve dosyadaki deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.