Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmak için kural olarak etkili iç hukuk yollarının tüketilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında korunan bir hakkın ihlal edildiğinin ileri sürülmesi ve eksiksiz başvuru formunun dört aylık süre içinde Mahkemeye posta yoluyla gönderilmesi gerekir. Türkiye'den yapılan başvurularda Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu, kural olarak tüketilmesi gereken iç hukuk yollarındandır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Nedir ve Hangi Başvuruları İnceler?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ilgili ek protokoller kapsamında güvence altına alınan hakların sözleşmeci devletler tarafından ihlal edilip edilmediğini inceleyen uluslararası bir yargı organıdır. Merkezi Fransa'nın Strasbourg kentindedir.
AİHM, Avrupa Konseyi bünyesindeki insan hakları koruma sisteminin yargısal organıdır. Avrupa Birliği Adalet Divanı ile aynı kurum değildir.
Mahkemenin görevi, ulusal mahkemelerin verdiği bütün kararları yeniden değerlendirmek değil; sözleşmeci devletlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden doğan yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemektir.
AİHM başvurularında özellikle yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, özel hayata saygı, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve ayrımcılık yasağı gündeme gelebilmektedir.
Ancak yalnızca bir mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunun ileri sürülmesi, AİHM incelemesi için yeterli değildir. Başvurucunun, somut olayın Sözleşme ile korunan bir hakkı nasıl ihlal ettiğini açıklaması gerekir.
AİHM'ye Kimler Başvurabilir?
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 34. maddesine göre hak ihlalinden mağdur olduğunu ileri süren gerçek kişiler, hükümet dışı kuruluşlar ve kişi grupları AİHM'ye bireysel başvuruda bulunabilir.
Başvurunun yapılabilmesi için kişinin Türk vatandaşı olması şart değildir. Yabancı uyruklu kişiler de Türkiye'nin yetki alanında meydana geldiğini ileri sürdükleri bir Sözleşme ihlali nedeniyle Türkiye aleyhine başvurabilir.
Şirketler, dernekler ve diğer özel hukuk tüzel kişileri de niteliğine uygun hakların ihlal edildiği iddiasıyla başvuruda bulunabilir.
Bununla birlikte başvurucunun kural olarak ihlalden şahsen ve doğrudan etkilenmiş olması gerekir. Bazı istisnai durumlarda dolaylı veya potansiyel mağdur sıfatı da kabul edilebilir.
AİHM önünde doğrudan özel kişilere veya şirketlere karşı dava açılamaz. Bununla birlikte devletin özel kişiler arasındaki ilişkilerde insan haklarını koruma yönündeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi, somut olayda devletin sorumluluğunu gündeme getirebilir.
AİHM Başvuru Şartları Nelerdir?
AİHM'ye başvuru yapılabilmesi ile başvurunun Mahkeme tarafından kabul edilebilir bulunması birbirinden farklıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 34 ve 35. maddeleri kapsamında başvurucunun mağdur sıfatı, şikâyetin Sözleşme kapsamına girmesi, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve başvuru süresine uyulması başlıca şartlardır.
Başvurunun ayrıca dayanaktan yoksun olmaması, başvuru hakkının kötüye kullanılmaması ve Sözleşme'de düzenlenen diğer kabul edilebilirlik koşullarını taşıması gerekir.
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
AİHM başvurularında temel ilke, ileri sürülen hak ihlalinin öncelikle ilgili devletin kendi hukuk sistemi içerisinde giderilmeye çalışılmasıdır.
Bu nedenle başvurucu, etkili ve ulaşılabilir iç hukuk yollarını usulüne uygun şekilde kullanmalıdır.
Türkiye'de bir ceza yargılaması, hukuk davası veya idari dava kapsamında ortaya çıkan hak ihlallerinde, uyuşmazlığın niteliğine göre istinaf ve temyiz yollarının tüketilmesi gerekebilir.
Bunun ardından, kural olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması ve bu yolun sonuçlandırılması gerekir.
Ancak bütün uyuşmazlıklarda aynı başvuru yollarının tüketilmesi zorunlu değildir. Etkili olmayan, ulaşılabilir bulunmayan veya somut şikâyet bakımından giderim sağlamayan bir başvuru yolunun tüketilmesi gerekmeyebilir.
AİHM, bir iç hukuk yolunun etkili olup olmadığını şikâyetin niteliğine ve somut koşullara göre değerlendirir. Başvurucunun bir hukuk yolunu etkisiz gördüğünü belirtmesi ise tek başına yeterli değildir.
Ayrıca olağanüstü ve takdire bağlı başvuru yollarına müracaat edilmesi, kural olarak AİHM başvuru süresini yeniden başlatmaz.
Anayasa Mahkemesine Başvuru Zorunlu mudur?
Türkiye'den AİHM'ye yapılacak başvurularda Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu, kural olarak etkili iç hukuk yolu kabul edilmektedir.
Anayasa'nın 148. maddesi ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesi çerçevesinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmadan önce ilgili idari ve yargısal başvuru yollarının tüketilmesi gerekir.
6216 sayılı Kanun'un 47/5. maddesine göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru süresi, kural olarak başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren 30 gündür. Sürenin başlangıcında nihai kararın öğrenilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihadı dikkate alınmalıdır.
Haklı mazeretler bakımından kanunda ayrıca düzenleme bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesine başvuru süresi ile AİHM'ye başvuru süresi birbirine karıştırılmamalıdır.
Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmadan doğrudan AİHM'ye gidilmesi, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez bulunmasına yol açabilir.
Bununla birlikte bireysel başvuru yolunun somut şikâyet bakımından etkili olmadığı veya özel koşullar nedeniyle tüketilmesinin gerekmediği durumlar ayrıca değerlendirilmelidir.
AİHM'ye başvuru şartları ve dört aylık sürenin hukuki niteliği konusunda daha ayrıntılı bilgiye AİHM bireysel başvuru şartları ve süreci başlıklı incelemeden ulaşılabilir.
AİHM Başvuru Süresi Kaç Aydır?
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 35/1. maddesi uyarınca AİHM'ye bireysel başvuru süresi, güncel genel kural olarak dört aydır.
15 No.lu Protokol ile daha önce altı ay olan başvuru süresi dört aya indirilmiştir. Yeni süre 1 Şubat 2022 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanmıştır.
Geçiş düzenlemesi gereğince bu tarihten önce verilen nihai iç hukuk kararları bakımından eski altı aylık sürenin uygulanabileceği durumlar bulunmaktadır. Güncel bir başvuru bakımından genel kural dört aylık süredir.
Dört Aylık Süre Ne Zaman Başlar?
Sürenin başlangıcı, etkili iç hukuk yollarının tüketildiği nihai kararın öğrenilmesi ve bu kararın başvurucuya veya temsilcisine bildirilmesiyle bağlantılıdır.
Türkiye'den yapılan ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusunun tüketilmesi gereken uyuşmazlıklarda, kural olarak Anayasa Mahkemesinin nihai kararına ilişkin öğrenme veya bildirim tarihi esas alınır.
Ancak sürenin başlangıcı her durumda yalnızca resmî tebligat tarihi değildir. Nihai kararın daha önce öğrenildiği veya erişilebilir olduğu durumlar, uygulanabilir AİHM içtihadı çerçevesinde değerlendirilebilir.
Örneğin Anayasa Mahkemesinin nihai kararının 10 Mart tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği varsayımsal bir olayda, dört aylık süre normal koşullarda 10 Temmuz tarihinde sona erer.
Bu hesaplama, sürenin başlangıcını değiştirebilecek özel bir durumun bulunmadığı varsayımına dayanır.
Dört aylık süre takvim ayı olarak hesaplanır; 120 gün şeklinde sabit bir süre değildir. Ayrıca sürenin son gününün hafta sonuna veya resmî tatile rastlaması, AİHM kurallarına göre süreyi kendiliğinden uzatmaz.
Etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı istisnai durumlarda ise başlangıç, şikâyete konu olayın, işlemin veya kararın tarihine göre değişebilir. Devam eden ihlaller bakımından ayrıca farklı değerlendirmeler gündeme gelebilir.
Başvuru Süresini Hangi İşlem Korur?
AİHM İçtüzüğü'nün 47. maddesi uyarınca başvurunun yapılmış sayılabilmesi için gerekli bilgileri ve belgeleri içeren, usulüne uygun hazırlanmış başvuru formunun gönderilmesi gerekir.
Kural olarak başvuru tarihi, eksiksiz formun postaya verildiği tarihtir. İçtüzükte bu tarihin belirlenmesinde posta damgası esas alınmaktadır.
AİHM'ye yalnızca başvuru yapma niyetini bildiren bir mektup göndermek veya eksik bir form sunmak, dört aylık süreyi korumaya yeterli değildir.
Mahkeme, İçtüzük'te düzenlenen istisnai durumlarda farklı değerlendirme yapabilse de başvurucunun sonradan eksiklikleri tamamlayabileceği düşüncesiyle hareket etmesi ciddi hak kaybı riski taşır.
AİHM Başvurusu Nasıl Yapılır?
AİHM'ye başvuru, belirli bir mahkemede dava dilekçesi verilmesinden farklı olarak Mahkemenin resmî başvuru formu üzerinden gerçekleştirilir.
1. Başvuruya Konu Hak İhlali Belirlenir
Başvuru hazırlığında ilk olarak hangi olay veya karar nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan bir hakkın ihlal edildiği belirlenmelidir.
Örneğin ceza yargılamasında belirleyici bir tanığın sorgulanmasına imkân verilmediği ve bu nedenle savunma hakkının ihlal edildiği ileri sürülüyorsa, şikâyet yalnızca mahkûmiyet kararının hatalı olması üzerinden kurulmamalıdır.
Savunma hakkını etkileyen somut usul eksikliği, bunun yargılamaya etkisi ve iç hukukta yapılan itirazlar ortaya konulmalıdır.
AİHM, ulusal mahkemelerin yerine geçerek yeniden delil değerlendirmesi yapan genel bir temyiz mercii değildir.
2. İç Hukuk Süreci ve Nihai Karar Kontrol Edilir
Başvurudan önce uyuşmazlığa ilişkin yargısal süreç kronolojik olarak incelenmelidir.
Hangi mahkemeye ne zaman başvurulduğu, verilen kararlar, kullanılan kanun yolları ve nihai kararın öğrenilme tarihi açık biçimde belirlenmelidir.
Başvurucunun AİHM önünde ileri süreceği ihlal iddiasının, özü itibarıyla iç hukukta da ileri sürülmüş olması önemlidir.
Ulusal mahkemeler önünde hiç dile getirilmemiş bir şikâyetin ilk kez AİHM başvurusunda ileri sürülmesi, iç hukuk yollarının tüketilmesi şartı bakımından sorun oluşturabilir.
3. AİHM'nin Resmî Başvuru Formu İndirilir
AİHM, başvurular için özel bir form kullanmaktadır. Bu form Mahkemenin resmî internet sitesinde yayımlanmaktadır.
Başvuru formunun güncel sürümüne AİHM Türkçe başvuru formu üzerinden ulaşılabilir.
Form bilgisayara indirilerek uygun bir PDF okuyucu aracılığıyla doldurulabilir. Daha sonra çıktısı alınarak gerekli bölümleri imzalanır.
Sadece bağımsız bir dava dilekçesi hazırlayıp göndermek, resmî başvuru formunun yerini tutmaz.
4. Olaylar ve Hak İhlali İddiaları Forma Yazılır
Başvuru formunda başvurucu ve varsa temsilci bilgileri, şikâyet edilen devlet, olayların özeti, ihlal edildiği ileri sürülen Sözleşme hükümleri ve kabul edilebilirlik şartlarına ilişkin açıklamalar bulunmalıdır.
Olaylar mümkün olduğunca kronolojik olarak anlatılmalı, ilgili tarihler belirtilmeli ve her ihlal iddiası ayrı değerlendirilmelidir.
Örneğin, yargılamanın uzun sürmesine ilişkin şikâyette davanın açılış tarihi, önemli yargılama aşamaları, gecikmenin nedenleri ve iç hukukta kullanılan giderim yolları açıklanmalıdır.
İhlal iddiasına ilişkin temel açıklamaların mutlaka formun ilgili bölümlerinde bulunması gerekir. Bu alanların yalnızca "ekli dilekçeye bakınız" şeklinde doldurulması usule uygun değildir.
Başvuru formunun hazırlanmasında dikkat edilmesi gereken biçimsel hususlar, AİHM başvuru formunun hazırlanması konulu incelemede ayrıca ele alınmıştır.
5. Başvuruyu Destekleyen Belgeler Hazırlanır
AİHM'ye sunulan belgeler, ileri sürülen ihlali ve kabul edilebilirlik şartlarının karşılandığını gösterebilmelidir.
Başvurunun niteliğine göre şu belgeler önem taşıyabilir:
- İlk derece mahkemesi, istinaf ve temyiz kararlarının örnekleri.
- Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararı.
- Nihai kararın tebliğ veya öğrenilme tarihini gösteren belgeler.
- Hak ihlali iddiasıyla ilgili dilekçeler, duruşma tutanakları ve diğer yargılama belgeleri.
- Gerektiğinde sağlık raporları, idari işlem kayıtları ve diğer destekleyici deliller.
Belge listesi kronolojik biçimde düzenlenmeli, ekler numaralandırılmalı ve sayfaları sıralı olmalıdır.
Mahkeme, belgelerin asılları yerine okunaklı örneklerinin sunulmasını istemektedir. Gönderilen evrakın başvurucuya geri verilmesi beklenmemelidir.
Ayrıca formdaki temel açıklamaları tamamlamak amacıyla sunulabilecek ek anlatımın genel olarak 20 sayfalık sınırı bulunmaktadır. Kararlar ve diğer delil belgeleri bu ek açıklama sınırından ayrıdır.
6. Başvuru Formu İmzalanır ve Postaya Verilir
Başvuru formunun ilgili bölümleri tamamlandıktan sonra gerekli ıslak imzalar atılmalıdır.
Başvurucu bir temsilci aracılığıyla hareket ediyorsa AİHM'nin öngördüğü yetkilendirme bölümünün usulüne uygun tamamlanması gerekir. Sıradan bir vekâletnamenin her durumda bu bölümün yerine geçeceği varsayılmamalıdır.
Eksiksiz başvuru formu ve ekleri, dört aylık süre dolmadan Mahkemeye posta yoluyla gönderilmelidir.
AİHM'nin resmî başvuru adresi şöyledir:
The Registrar
European Court of Human Rights
Council of Europe
1 avenue de l'Europe
67075 Strasbourg Cedex
FRANCE
Başvurunun gönderildiğini ve gönderim tarihini ispatlamaya yarayan posta kayıtlarının saklanması önemlidir. Mümkün olduğunca takip edilebilir bir gönderim yöntemi tercih edilmelidir.
AİHM'ye yalnızca e-posta veya faks gönderilmesi, olağan bireysel başvurunun usulüne uygun yapıldığı anlamına gelmez. Faksla yapılan gönderim dört aylık süreyi kesmez.
2026 Yılından İtibaren Bazı Türkiye Başvurularında Ek Kapak Sayfası Şartı
AİHM, 19 Aralık 2025 tarihinde yaptığı açıklamayla Türkiye aleyhine belirli kamu görevinden çıkarma başvurularında özel idari usul uygulamaya başlamıştır.
Bu düzenleme, 1 Ocak 2026 ve sonrasında AİHM'ye sunulan; 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında kamu görevinden çıkarılan devlet memurları, yargı mensupları, askerî personel ve diğer kamu görevlileriyle ilgili başvuruları kapsamaktadır.
Bu kapsamdaki başvurucuların resmî başvuru formuna ek olarak Mahkemenin belirlediği özel kapak sayfasını elektronik ortamda doldurmaları, çıktısını almaları ve başvuru dosyasının önüne yerleştirmeleri istenmektedir.
Kapak sayfası üzerinde başvurucuya özgü bir QR kod bulunmaktadır. Ayrıca bu başvuru grubunda Mahkemeyle elektronik yazışmanın sağlanabilmesi için e-posta adresi bildirilmesine özel önem verilmektedir.
Söz konusu kapak sayfası, olağan AİHM başvuru formunun yerine geçmez.
Bu ek usul bütün AİHM başvuruları için geçerli değildir. Yalnızca Mahkemenin açıkladığı kapsamda bulunan başvurular bakımından dikkate alınmalıdır.
İlgili başvurucular, başvuru öncesinde AİHM'nin resmî internet sitesindeki Türkiye'ye yönelik ek bilgilendirmeleri ve güncel kapak sayfasını kontrol etmelidir.
AİHM Başvurusu Türkçe Yapılabilir mi?
AİHM'nin resmî dilleri İngilizce ve Fransızcadır. Bununla birlikte başvurunun başlangıç aşamasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf devletlerin resmî dillerinden biri kullanılabilir.
Bu nedenle Türkiye'den yapılan olağan bireysel başvurularda formun Türkçe doldurulması mümkündür.
Başvurunun Hükümete bildirilmesi ve yargılamanın ilerleyen aşamalarına geçilmesi durumunda ise İngilizce veya Fransızca kullanılması gerekebilir. Mahkemenin izin verdiği hâllerde başka bir dilin kullanılmasına devam edilebilir.
Başvuru sırasında sunulan bütün Türkçe kararların peşinen İngilizce veya Fransızcaya çevrilmesi genel bir zorunluluk değildir. Ancak Mahkeme ilerleyen aşamalarda belirli belgelerin tercümesini isteyebilir.
AİHM Başvurusunda Avukat Zorunlu mudur?
AİHM'ye ilk başvurunun yapılması aşamasında avukatla temsil zorunlu değildir. Başvurucu, resmî formu kendisi doldurarak başvuru yapabilir.
Bununla birlikte başvurunun Hükümete bildirilmesi ve yazılı görüş aşamasına geçilmesi durumunda Mahkeme İçtüzüğü'nün 36. maddesi kapsamındaki temsil kuralları uygulanır.
Bu aşamada kural olarak bir avukat aracılığıyla temsil gündeme gelir. Mahkeme, gerekli koşullarda farklı temsil düzenlemelerine izin verebilir.
Maddi imkânı yeterli olmayan başvurucular için belirli bir aşamadan sonra adli yardım da söz konusu olabilir. Ancak başlangıçta yapılan her başvuru için kendiliğinden ücretsiz avukat atanacağı düşünülmemelidir.
AİHM Başvurusu Ücretli midir?
AİHM bireysel başvurusu için Mahkeme tarafından bir başvuru harcı alınmaz.
Ancak posta masrafları, belge temini, gerektiğinde tercüme giderleri ve avukatla temsil tercih edilmesi hâlinde vekâlet ücreti gibi giderler doğabilir.
Bu giderlerin tamamının Mahkeme tarafından karşılanacağına ilişkin genel bir kural bulunmamaktadır.
Mahkemenin adli yardım uygulaması, başvurunun ilerleyen aşamalarında ve gerekli şartların bulunması hâlinde gündeme gelebilir.
AİHM Başvurusu Yapıldıktan Sonra Süreç Nasıl İşler?
Başvuru belgelerinin Mahkemeye ulaşması, başvurunun esas yönünden kabul edildiği anlamına gelmez.
Öncelikle formun İçtüzük'ün 47. maddesindeki koşulları karşılayıp karşılamadığı incelenir.
Başvuru eksiksizse dosya açılabilir ve başvurucuya bir başvuru numarası bildirilebilir. Eksik başvurularda ise Mahkeme dosya açmayabilir ve başvurunun usule uygun biçimde yeniden yapılması gerekebilir.
Daha sonra dosya, niteliğine göre tek yargıç, komite veya daire tarafından incelenir.
Başvurunun kabul edilemez bulunması hâlinde süreç sona erebilir. İncelenmeye devam edilmesi uygun görülen başvurularda ise Hükümetten görüş istenebilir.
Hükümetin görüşleri başvurucuya bildirilerek cevap verme imkânı tanınabilir. Uygun görülen dosyalarda dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon usulleri de gündeme gelebilir.
AİHM başvurularının ne kadar sürede karara bağlanacağına ilişkin bütün davalar için geçerli sabit bir süre bulunmamaktadır. İncelemenin süresi dosyanın niteliğine, öncelik durumuna ve Mahkemenin iş yüküne göre değişir.
Başvurunun Hükümete bildirilmiş olması da nihai olarak ihlal kararı verileceği anlamına gelmez.
AİHM Hangi Durumlarda Başvuruyu Reddedebilir?
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 35. maddesinde belirtilen koşulları taşımayan bireysel başvuruları kabul edilemez bulabilir.
Uygulamada özellikle iç hukuk yollarının tüketilmemesi, dört aylık sürenin geçirilmesi, Sözleşme kapsamında korunan bir hakkın ileri sürülmemesi, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması ve mağdur sıfatının bulunmaması önem taşımaktadır.
Ayrıca daha önce AİHM tarafından incelenmiş veya başka bir uluslararası inceleme mekanizmasına sunulmuş aynı nitelikteki şikâyetler de yeni ve ilgili bilgi bulunmadığında kabul edilebilirlik sorunu oluşturabilir.
Başvuruda gerçeğe aykırı bilgilerin bilerek kullanılması veya belirleyici olguların yanıltıcı biçimde gizlenmesi, başvuru hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilebilir.
Mahkemenin 2026 tarihli başvuru açıklamalarında, başvuru formunun hazırlanmasında yapay zekâ araçlarından yararlanılması hâlinde sunulan bilgilerin doğruluğundan başvurucunun sorumlu olduğu da vurgulanmaktadır.
Bu nedenle başvuruda kullanılacak karar künyeleri, hukuki açıklamalar, tarihler ve maddi vakıalar doğrulanmalıdır.
AİHM'ye Yapılan Başvuru Ulusal Mahkeme Kararını Durdurur mu?
AİHM'ye bireysel başvuruda bulunulması, kural olarak Türkiye'deki mahkeme kararının uygulanmasını veya infazını kendiliğinden durdurmaz.
AİHM, ulusal mahkemelerin üzerinde genel bir temyiz makamı olmadığı için bir kararın kaldırılması veya değiştirilmesi yönünde doğrudan olağan kanun yolu incelemesi yapmaz.
Mahkemenin ihlal kararı vermesi hâlinde Sözleşme'nin 41. maddesi kapsamında adil tazmin gündeme gelebilir. Bunun yanında ihlalin niteliğine göre ulusal hukukta yeniden yargılama veya başka giderim yolları değerlendirilebilir.
AİHM kararlarının uygulanması, Sözleşme'nin 46. maddesi uyarınca taraf devletler açısından bağlayıcıdır. Kesinleşmiş kararların icrasının denetiminde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin görevi bulunmaktadır.
Acil Durumlarda Geçici Tedbir Talebi
AİHM İçtüzüğü'nün 39. maddesi, yakın ve telafisi imkânsız zarar tehlikesi bulunan istisnai durumlarda geçici tedbir uygulanmasına imkân tanır.
Özellikle yaşam hakkı veya işkence ve kötü muamele yasağı bakımından ciddi risk bulunan sınır dışı etme ve iade işlemleri bu kapsamda değerlendirilebilir.
Bununla birlikte her dava veya hak ihlali iddiası geçici tedbir verilmesini gerektirmez.
Geçici tedbir talepleri için AİHM'nin özel başvuru usulü bulunmaktadır. Bu amaçla kullanılan elektronik sistem, olağan bireysel başvurunun yapılabileceği genel bir platform değildir.
Geçici tedbir talebi ile olağan bireysel başvuru sürecinin birbirinden ayrı olduğu dikkate alınmalıdır.
AİHM Başvurularında Hak Kaybını Önlemek İçin Hukuki Değerlendirme
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru, ulusal mahkemelerde ileri sürülen her hukuka aykırılık iddiasının uluslararası bir mahkemeye taşınması anlamına gelmez.
Başvurunun esası, devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış bir hakkı ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesidir.
Bu nedenle başarılı bir başvuru hazırlığının temelinde, olayların ayrıntılı biçimde tekrarından çok, somut ihlal iddiasının açıkça belirlenmesi bulunmaktadır.
İç hukuk yollarının doğru tüketilmesi, Anayasa Mahkemesi aşamasının uygun biçimde yürütülmesi, dört aylık sürenin doğru hesaplanması ve resmî başvuru formunun eksiksiz hazırlanması hak kaybının önlenmesinde belirleyicidir.
Özellikle süre başlangıcının tartışmalı olduğu, birden fazla başvuru yolunun bulunduğu veya başvuru konusu hakkın niteliğinin belirsiz olduğu durumlarda, dosyanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ilgili içtihatlar çerçevesinde bireysel olarak değerlendirilmesi gerekir.
AİHM'ye yapılacak başvurunun hukuki dayanaklarının ve usul şartlarının başlangıçta doğru belirlenmesi, ihlal iddiasının etkili biçimde incelenebilmesinin temel güvencelerindendir.