AvukatBurada.com.tr
Popüler Şehirler
Uzmanlık Alanları
Hesaplama Araçları
Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap

Avukat mısınız? Profilinizi oluşturun ve müvekkiller size ulaşsın.

Aile Hukuku

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma şartları, kusur, deliller, dava süreci ve güncel Yargıtay kararları hakkında hukuki inceleme.

Güncellendi: 23 Ekim 2026 31 dk okuma 32 okunma
Makale

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, eşler arasındaki ortak hayatın sürdürülmesinin kendilerinden beklenemeyeceği ölçüde bozulmasıdır. Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesi uyarınca bu durum boşanma sebebi oluşturabilir. Ancak yalnızca geçimsizlik yaşanması yeterli değildir. Mahkeme, evlilik birliğini etkileyen somut olayları, tarafların kusur durumunu ve hukuka uygun delilleri birlikte değerlendirerek boşanma şartlarının oluşup oluşmadığını belirler.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedir?

Evlilik, eşlere yalnızca aynı konutta yaşama yükümlülüğü getiren bir hukuki ilişki değildir. Eşlerin birbirlerine karşı sadakat, karşılıklı yardım, saygı ve dayanışma yükümlülükleri de bulunmaktadır.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, bu ilişkinin ortak hayatı devam ettirmeyi beklenemez hâle getirecek derecede zarar görmesini ifade eder.

Uygulamada bu boşanma sebebi, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma olarak da adlandırılmaktadır. Bununla birlikte her anlaşmazlığın şiddetli geçimsizlik sayılması mümkün değildir.

Eşlerin zaman zaman tartışmaları, farklı düşüncelere sahip olmaları veya gündelik yaşamda anlaşmazlık yaşamaları evlilik birliğinin mutlaka temelinden sarsıldığı anlamına gelmez.

Hukuken önem taşıyan husus, yaşanan olayların evliliğin devamını beklenemez hâle getirip getirmediğidir.

Örneğin eşlerden birinin diğerine sürekli hakaret etmesi, ekonomik baskı uygulaması veya evlilik sorumluluklarını ciddi biçimde ihmal etmesi, somut olayın özelliklerine göre boşanma sebebi oluşturabilir.

Buna karşılık yalnızca eşlerin karakterlerinin farklı olduğunun belirtilmesi, bu farklılığın evlilik birliği üzerindeki etkisi somutlaştırılmadıkça boşanma için yeterli görülmeyebilir.

TMK 166 Kapsamında Evlilik Birliğinin Sarsılması

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin birinci fıkrasında şu düzenleme bulunmaktadır:

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Bu düzenleme genel boşanma sebeplerinden biridir. Kanun koyucu, evlilik birliğini sarsabilecek bütün davranışları sınırlı şekilde saymamıştır.

Bunun nedeni, evliliklerde karşılaşılan sorunların ve bu sorunların eşler üzerindeki etkilerinin birbirinden farklı olmasıdır.

Aynı davranış, farklı olayların bütünlüğü içinde değişik hukuki değerlendirmelere konu olabilir. Bu nedenle hâkim yalnızca belirli bir davranışın gerçekleşip gerçekleşmediğini değil, davranışın evlilik birliğini nasıl etkilediğini de araştırır.

TMK 166. maddesinin ikinci fıkrası ise tarafların kusur durumuna ve daha ağır kusurlu davacıya karşı ileri sürülebilecek itiraza ilişkin hükümler içermektedir.

Maddenin üçüncü fıkrası anlaşmalı boşanmayı, dördüncü fıkrası ise önceki boşanma davasının reddinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması hâlini düzenlemektedir.

Bu hukuki yollar aynı madde içinde yer almakla birlikte uygulanma şartları birbirinden farklıdır.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması İçin Hangi Şartlar Aranır?

TMK 166/1 kapsamında boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve bu sarsılmanın ortak hayatın sürdürülmesini beklenemez hâle getirmesi gerekir.

Evlilik Birliğini Sarsan Olayların Bulunması

Öncelikle evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen somut vakıaların ortaya konulması gerekir.

Mahkeme, tarafların yaşadıkları sorunların niteliğini, ağırlığını, gerçekleşme biçimini ve evlilik üzerindeki etkilerini değerlendirir.

Örneğin sürekli aşağılanma, tehdit, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar veya eşin ortak yaşamdan sistematik biçimde dışlanması bu kapsamda incelenebilir.

Ancak mahkemenin değerlendirmesi yalnızca iddialara dayanmaz. İleri sürülen olayların usulüne uygun şekilde davaya konu edilmesi ve hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekir.

Ortak Hayatın Sürdürülmesinin Beklenemez Hâle Gelmesi

Evlilikte bir sorunun ortaya çıkması ile ortak hayatın çekilmez hâle gelmesi aynı şey değildir.

Mahkeme, olayların eşler arasındaki güven, saygı ve birlikte yaşama iradesi üzerindeki etkisini değerlendirir.

Bir davranışın uzun süredir devam etmesi önem taşıyabileceği gibi, tek bir ağır olay da evlilik birliğini ciddi şekilde sarsabilir.

Bu nedenle boşanma için mutlaka çok sayıda olayın yaşanması gerektiği söylenemez.

Boşanma Sebebinin İspatlanması

TMK 184 uyarınca hâkim, boşanma sebebi olarak ileri sürülen olayların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz.

Tarafların boşanma konusunda aynı görüşte olması veya davalının belirli bir iddiayı kabul etmesi de çekişmeli boşanma yargılamasında her durumda mahkemeyi bağlamaz.

Bu nedenle olayların somutlaştırılması kadar bunların hangi delillerle desteklendiği de önemlidir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Neden Olan Davranışlar

Türk Medeni Kanunu, bu boşanma sebebi bakımından sınırlı bir davranış listesi öngörmemiştir. Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında belirli davranışların evlilik birliğini sarsabilecek nitelikte olduğu kabul edilmektedir.

Hakaret, Aşağılama ve Küçük Düşürücü Davranışlar

Eşlerden birinin diğerine sürekli hakaret etmesi, kişilik değerlerini hedef alan ifadeler kullanması veya onu başkalarının yanında küçük düşürmesi evlilik birliğini zedeleyebilir.

Ancak taraflar arasında yaşanan her sözlü tartışma aynı ağırlıkta değerlendirilmez.

Söylenen sözlerin içeriği, olayın gerçekleşme biçimi, tarafların karşılıklı davranışları ve deliller önem taşır.

Fiziksel, Psikolojik ve Ekonomik Şiddet

Fiziksel şiddet, tehdit, baskı, korkutma, sistematik aşağılama ve ekonomik özgürlüğün hukuka aykırı biçimde sınırlandırılması boşanma yargılamasında önemli kusur vakıaları oluşturabilir.

Ekonomik şiddet bakımından yalnızca gelir farklılığı veya maddi sıkıntı yaşanması yeterli değildir. Eşin ekonomik kaynakları baskı aracı olarak kullanması ya da aile yükümlülüklerini haklı bir neden olmaksızın yerine getirmemesi gibi somut davranışlar değerlendirilir.

Şiddet riski bulunan olaylarda boşanma davasının açılması beklenmeksizin 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbirler talep edilebilir.

Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranışlar

TMK 185 uyarınca eşler birbirlerine sadık kalmakla yükümlüdür.

Başka kişilerle evlilik ilişkisini zedeleyen yakınlıklar kurulması, güven sarsıcı yazışmalar veya sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki davranışlar boşanma sebebi oluşturabilir.

Bununla birlikte zina ile güven sarsıcı davranış aynı hukuki kavram değildir.

Zina, TMK 161 kapsamında özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Zinanın özel koşullarla ispatlanamaması, ileri sürülen davranışların hiçbir şekilde TMK 166 kapsamında değerlendirilemeyeceği anlamına gelmez.

Ailelerin Evliliğe Müdahalesi

Eşlerin anne, baba veya diğer yakınlarıyla ilişkilerini sürdürmeleri olağandır. Ancak aile bireylerinin evlilik birliğine sürekli müdahale etmesi ve eşlerden birinin bu müdahalelere karşı gerekli tutumu göstermemesi uyuşmazlık konusu olabilir.

Özellikle eşlerin bağımsız ortak yaşam kurmasını engelleyen davranışlar somut olayın koşullarına göre kusur değerlendirmesine konu edilebilir.

Evlilik Sorumluluklarının Yerine Getirilmemesi

Eşlerin birbirlerine karşı yardım ve dayanışma yükümlülükleri bulunmaktadır.

Ailenin ihtiyaçlarının sürekli ihmal edilmesi, eşe karşı ilgisizliğin ortak yaşamı ciddi biçimde etkilemesi veya evlilik birliğinin yükümlülüklerinden haklı neden olmaksızın kaçınılması boşanma davasında değerlendirilebilir.

Ancak işsizlik, hastalık veya ekonomik güçlük gibi kişinin iradesi dışında gelişebilen durumlar tek başına kusurlu davranış olarak nitelendirilemez.

Önemli olan, eşin somut koşullar altında yükümlülüklerini ihlal edip etmediğidir.

Evlilik Birliğinin Sarsılmasında Kusur Nasıl Belirlenir?

Boşanma davalarında en önemli hukuki meselelerden biri, evlilik birliğinin bozulmasına hangi eşin hangi davranışlarıyla neden olduğunun belirlenmesidir.

Kusur değerlendirmesi yalnızca taraflardan hangisinin daha fazla hata yaptığına ilişkin sayısal bir karşılaştırma değildir.

Bir eşin çok sayıda hafif nitelikte davranışının bulunması, diğer eşin tek bir ağır davranışından mutlaka daha fazla kusurlu olduğu anlamına gelmez.

Mahkeme davranışların ağırlığını, gerçekleşme koşullarını ve evlilik birliğine etkisini birlikte inceler.

Daha Ağır Kusurlu Eş Boşanma Davası Açabilir mi?

TMK 166/2 kapsamında daha ağır kusurlu eşin de boşanma davası açması mümkündür.

Ancak davacının kusurunun daha ağır olması hâlinde davalı eşin boşanmaya itiraz hakkı vardır.

Kanun, bu itirazın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer yarar kalmaması durumunda boşanmaya karar verilebilmesine imkân tanımaktadır.

Buna karşılık Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımında, evlilik birliğinin bozulmasına tamamen kendi kusurlu davranışlarıyla neden olan ve karşı tarafa yüklenebilecek kusurlu davranış bulunmayan eşin yalnızca kendi kusuruna dayanarak TMK 166/1 kapsamında boşanma kararı elde edemeyeceği kabul edilmektedir.

Dolayısıyla ağır kusurlu eş ile tam kusurlu eşin hukuki durumu birbirinden ayrılmalıdır.

Eşit Kusur Boşanmaya Engel midir?

Eşlerin boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olmaları, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı sabitse boşanmaya engel değildir.

Ancak kusur belirlemesi, boşanmanın yanında maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası bakımından farklı sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle boşanma kararı verilmesi ile boşanmanın bütün mali sonuçları hakkında karar verilmesi aynı hukuki değerlendirme değildir.

Affedilen Olaylar Boşanma Sebebi Olarak Kullanılabilir mi?

Eşlerin yaşadıkları sorunlardan sonra barışmaları veya geçmişteki davranışları affetmeleri, sonraki boşanma davasında kusur değerlendirmesini etkileyebilir.

Yargıtay uygulamasında gerçekten affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olduğu belirlenen vakıalar, kural olarak yeniden kusur olarak yüklenemez.

Ancak bir eşin barışmak istemesi, kısa süreli görüşme gerçekleştirmesi veya ortak yaşamı kurtarmaya çalışması her durumda affetme anlamına gelmez.

Affetme iddiasının değerlendirilmesinde tarafların sözleri, davranışları, birlikte yaşamaya yeniden başlayıp başlamadıkları ve olayların sonraki gelişimi önemlidir.

Ayrıca geçmişte yaşanan bir davranışın affedilmiş olması, daha sonra gerçekleşen yeni kusurlu davranışların değerlendirilmesini engellemez.

Örneğin eşlerin geçmişte yaşanan tartışmaların ardından yeniden birlikte yaşamaya başladıkları, ancak sonrasında yeni tehdit veya hakaret olaylarının meydana geldiği varsayımsal bir durumda sonraki davranışlar ayrıca boşanma sebebi olarak ileri sürülebilir.

Önceki boşanma davasından feragat edilmiş olması da farklı hukuki sonuçlar doğurabileceğinden, bu konuda boşanma davasından feragatin hukuki etkileri ayrıca değerlendirilmelidir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Yargıtay Kararları

Yargıtay kararları, evlilik birliğinin temelinden sarsılması kavramının soyut bir geçimsizlik iddiasından ibaret olmadığını göstermektedir.

Özellikle kusurun ispatı, tanık anlatımlarının değerlendirilmesi, affetme ve boşanmanın mali sonuçları konusunda verilen kararlar uygulamaya yön vermektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2026/1444 E., 2026/7357 K.

Karar tarihi: 29.06.2026

Karşılıklı boşanma davalarına ilişkin kararda Yargıtay, eşlerden birinin ailesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kalmasını ve ortak konutun manevi bağımsızlığını sağlamamasını kusur değerlendirmesi kapsamında incelemiştir.

Kararda, bu davranışların tanık anlatımlarıyla ispatlandığına dikkat çekilmiştir.

Buna karşılık diğer eşe yüklenen bazı davranışların ispatlanamadığı, özellikle duyuma dayalı tanık anlatımlarının kusur belirlenmesinde yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.

Kararın bir diğer önemli yönü, kusur değerlendirmesiyle birlikte tazminat ve nafaka miktarlarının da incelenmiş olmasıdır.

Hukuki değerlendirme: Eşin ailesinin evliliğe müdahalesi her durumda tek başına boşanma sebebi sayılmaz. Ancak müdahalenin niteliği, eşin tutumu ve evlilik birliği üzerindeki etkisi ispatlanmışsa kusur belirlemesinde dikkate alınabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/6542 E., 2025/4590 K.

Karar tarihi: 05.05.2025

Kararda, eşlerden birine yüklenen güven sarsıcı davranışların ispatı bakımından üçüncü kişilerle yapılan yazışmalara ait ekran görüntüleri değerlendirilmiştir.

Yargıtay, dosyaya sunulan mesajların kim tarafından gönderildiğinin, hangi olaya ilişkin olduğunun ve iddia edilen davranışın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenemediği üzerinde durmuştur.

Ayrıca belirli olaylara ilişkin tanık bilgilerinin doğrudan gözleme değil, taraflardan birinin aktardıklarına dayanması da değerlendirmede önem taşımıştır.

Sonuç olarak söz konusu vakıalar yönünden yeterli ispat bulunmadığı kabul edilmiş; bununla birlikte dosyada sabit görülen diğer kusurlu davranışlar nedeniyle ulaşılan genel kusur sonucunun değişmediği belirtilmiştir.

Hukuki değerlendirme: Bir ekran görüntüsünün veya tanık beyanının dosyada bulunması, ileri sürülen her iddianın kendiliğinden ispatlandığı anlamına gelmez. Delilin kaynağı, içeriği ve doğrulanabilirliği önemlidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/8200 E., 2025/5502 K.

Karar tarihi: 29.05.2025

Bu kararda, eşlerden birinin ayrılık sonrasında diğer eşe yüzük ve çiçek alarak barışmaya çalışmasının affetme olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği incelenmiştir.

İlk derece mahkemesi, barışma girişimini önceki davranışların affedildiği veya hoşgörüyle karşılandığı şeklinde değerlendirmiştir.

Yargıtay ise yalnızca evliliği kurtarmaya yönelik girişimlerin tek başına af olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.

Affetme sonucuna ulaşılabilmesi için bu iradeyi ortaya koyan somut söz veya davranışların değerlendirilmesi gerektiği vurgulanarak karar bozulmuştur.

Hukuki değerlendirme: Barışma teklifi, evlilik birliğini sürdürme çabası ve geçmişteki davranışları hukuken affetme birbirinden farklı durumlardır. Bu ayrım, sonraki boşanma davasında ileri sürülebilecek kusur vakıalarını etkileyebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/947 E., 2025/378 K.

Karar tarihi: 18.06.2025

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlıkta, tarafların boşanmaya neden olan olaylardaki kusur durumları ve buna bağlı maddi ve manevi tazminat talepleri değerlendirilmiştir.

Somut olayda fiziksel şiddet, hakaret ve evlilik yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi gibi davranışlar ile diğer eşin kusurlu davranışları birlikte incelenmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, gerçekleştiği kabul edilen davranışların ağırlığı dikkate alındığında eşlerin eşit kusurlu sayılamayacağı; erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Buna bağlı olarak az kusurlu eş lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Hukuki değerlendirme: Kusur tespitinde yalnızca tarafların karşılıklı davranışları bulunup bulunmadığına bakılmaz. Davranışların ağırlığı ve hukuki niteliği belirleyicidir. Kusur değerlendirmesindeki hata, tazminat taleplerinin sonucunu da etkileyebilir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nasıl İspatlanır?

Boşanma davasında ileri sürülen iddiaların somut ve hukuka uygun delillerle desteklenmesi gerekir.

Tanık beyanları, taraflar arasındaki yazışmalar, belirli olaylara ilişkin resmî tutanaklar, sağlık kayıtları, ceza soruşturması veya yargılamasına ilişkin belgeler ve diğer hukuka uygun deliller uyuşmazlığın niteliğine göre değerlendirilebilir.

Tanık Beyanlarının Önemi

Evlilik içindeki birçok olay üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda gerçekleştiğinden tanık anlatımları önemli bir ispat aracı olabilir.

Ancak tanığın olayları bizzat görmesi veya işitmesi ile taraflardan birinin anlattıklarını aktarması farklıdır.

Örneğin tanığın doğrudan şahit olduğu bir hakaret olayını anlatması ile yalnızca davacı eşten duyduğu bir iddiayı tekrarlaması aynı ispat gücüne sahip değildir.

Tanığın taraflarla akraba olması ise beyanının kendiliğinden geçersiz olduğu anlamına gelmez. Önemli olan anlatımın somutluğu, bilgi kaynağı ve diğer delillerle uyumudur.

Mesajlar ve Dijital Deliller

Telefon mesajları, elektronik yazışmalar ve sosyal medya içerikleri boşanma davalarında delil olarak ileri sürülebilir.

Ancak bunların hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması gerekir.

HMK 189/2 uyarınca hukuka aykırı elde edilen deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.

Bu nedenle eşin telefonuna izinsiz erişilmesi, hesaplarının ele geçirilmesi veya özel iletişimlerinin hukuka aykırı yöntemlerle kaydedilmesi ciddi hukuki sorunlara yol açabilir.

Dijital içeriğin gerçekliği, kimin tarafından oluşturulduğu ve hangi olayı ispatladığı da ayrıca incelenmelidir.

Dava Dilekçesinde Olayların Somutlaştırılması

Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına ilişkin genel bir açıklama yapmak tek başına yeterli değildir.

Örneğin dava dilekçesinde yalnızca "Davalı bana sürekli kötü davranmaktadır" denilmesi yerine, iddia edilen davranışların neler olduğu, hangi dönemde gerçekleştiği ve hangi delillerle ispatlanabileceği açıklanmalıdır.

Dilekçelerde usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen vakıaların sonradan yargılamaya dâhil edilmesi her durumda mümkün olmayabilir.

Bu nedenle olayların kronolojik biçimde değerlendirilmesi ve dava dilekçesinin somut vakıalara dayanması önemlidir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanan boşanma davası, görevli ve yetkili mahkemeye sunulan dava dilekçesiyle açılır.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye hukuk mahkemesinde görülür.

TMK 168 uyarınca yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Davanın mutlaka nikâhın kıyıldığı yerde veya nüfusa kayıtlı olunan yerde açılması gerekmez.

Boşanma Davasının Yargılama Süreci

Dava açıldıktan sonra dava dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilir.

Davalı eş, HMK 127 kapsamında kural olarak tebliğden itibaren iki hafta içerisinde cevap dilekçesi sunabilir. Kanunda belirtilen şartlarla ve süresi içinde talep edilmesi hâlinde mahkeme tarafından ek süre verilmesi mümkündür.

Davalı eşin ayrıca boşanma talebinde bulunmak istemesi hâlinde karşı dava açılması gündeme gelebilir. Karşı davanın açılmasında usul kuralları ve süreler önem taşır.

Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme ve tahkikat aşamalarına geçilir.

Tahkikat sırasında tanıklar dinlenebilir, belgeler toplanabilir ve gerektiğinde ilgili kurumlardan bilgi istenebilir.

Çocukların velayeti konusunda uyuşmazlık bulunuyorsa mahkeme sosyal inceleme raporu veya başka uzman değerlendirmelerinden yararlanabilir.

Davanın hangi aşamalardan geçtiği ve tarafların usule ilişkin hakları hakkında daha geniş açıklama için çekişmeli boşanma davasının işleyişi incelenebilir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanmada Nafaka ve Tazminat

Boşanma davasında yalnızca evliliğin sona erdirilmesi değil, boşanmanın ekonomik ve kişisel sonuçları da önem taşır.

Maddi ve Manevi Tazminat

TMK 174/1 uyarınca boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu eşten uygun maddi tazminat talep edebilir.

TMK 174/2 ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşin, kusurlu diğer eşten manevi tazminat talep edebilmesini düzenlemektedir.

Bu talepler yönünden tarafların kusur durumu, gerçekleşen olayların niteliği ve kanuni şartlar ayrı ayrı değerlendirilir.

Boşanma kararı verilmesi, her iki taraf için de kendiliğinden tazminat hakkı doğurmaz.

Yoksulluk Nafakası

TMK 175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla, diğer tarafın mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebilir.

Bu nedenle nafaka bakımından yalnızca tarafların gelirleri değil, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme koşulu ve kusur durumu da önemlidir.

Tedbir Nafakası ve Geçici Önlemler

TMK 169 gereğince boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, yargılama boyunca gerekli geçici önlemleri kendiliğinden alır.

Bu önlemler eşlerin barınması, geçimi, malların yönetimi ve çocukların korunmasına ilişkin olabilir.

Tedbir nafakası, boşanma sonrasında talep edilebilen yoksulluk nafakasıyla aynı hukuki nitelikte değildir.

Çocukların Velayeti ve Bakımı

Ortak çocukların bulunması hâlinde mahkeme, velayet ve çocukla kişisel ilişki kurulması konularını çocuğun üstün yararını esas alarak değerlendirir.

Boşanmada daha ağır kusurlu bulunan eşin velayeti mutlaka kaybedeceği şeklinde bir kural yoktur.

Çocuğun yaşı, gelişim ihtiyaçları, bakım koşulları, güvenliği ve ebeveynlerle ilişkisi somut olayda değerlendirilir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Davasında Süreler

TMK 166/1 kapsamında açılacak boşanma davası için eşlerin evliliklerinin belirli bir süre devam etmiş olması şartı bulunmamaktadır.

Aynı şekilde bu genel boşanma sebebi bakımından, zina gibi bazı özel boşanma sebeplerinde düzenlenen hak düşürücü sürelerle aynı nitelikte genel bir dava açma süresi öngörülmemiştir.

Ancak bu durum, geçmişte yaşanan bütün olayların her zaman aynı hukuki değeri taşıdığı anlamına gelmez.

Özellikle affetme, hoşgörü, daha önce açılan davalardan feragat ve ileri sürülen olayların ispatı bakımından önemli sınırlamalar bulunabilir.

Reddedilen Boşanma Davasından Sonra Bir Yıllık Süre

TMK 166/4, 7532 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle değiştirilmiştir.

Güncel düzenlemeye göre, herhangi bir boşanma sebebiyle açılan davanın reddedilmesi ve ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayatın yeniden kurulamaması hâlinde evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır.

Bu durumda eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilebilir.

Önceki düzenlemede bulunan üç yıllık süre artık güncel değildir.

Ancak bu hüküm, eşlerin yalnızca bir yıldır ayrı yaşamalarının boşanma için yeterli olduğu anlamına gelmez.

Öncelikle reddedilmiş ve kesinleşmiş bir boşanma davası bulunmalıdır. Bir yıllık süre, yalnızca eşlerin fiilen ayrıldığı tarihten değil, ret kararının kesinleşmesinden itibaren hesaplanır.

Anayasa Mahkemesi de 12.02.2026 tarihli, E.2025/203 ve K.2026/39 sayılı kararında, düzenlemedeki bir yıllık süreye yönelik iptal istemini reddetmiştir.

Boşanma Kararına Karşı Kanun Yolu Süresi

İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf süresi kural olarak gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğinden itibaren iki haftadır.

Kararın duruşmada açıklanması veya UYAP üzerinden görülmesi her durumda usulüne uygun tebliğ anlamına gelmez.

Kanun yolu incelemesinin kapsamı, hükmün hangi bölümlerine itiraz edildiğine ve kararın kanun yoluna açık olup olmadığına göre değişebilir.

Boşanma hükmünün verilmesi ile kesinleşmesi aynı şey değildir. Evlilik, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle hukuken sona erer.

Boşanmadan Sonraki Bir Yıllık Zamanaşımı

TMK 178 uyarınca evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Bu düzenleme özellikle boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin bazı talepler bakımından önemlidir.

Ancak mal rejiminin tasfiyesi, ziynet alacağı veya çocuklara ilişkin bütün taleplere aynı bir yıllık sürenin uygulandığı düşünülmemelidir.

Her talebin hukuki niteliği ve tabi olduğu süre ayrı değerlendirilmelidir.

Eşlerin Ayrı Yaşaması Tek Başına Boşanma Sebebi midir?

Eşlerin uzun süredir ayrı yaşaması, evlilik birliğinin durumunu değerlendirirken önem taşıyabilecek bir olgudur.

Ancak TMK 166/1 kapsamında yalnızca ayrı yaşandığının gösterilmesi her durumda boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.

Ayrı yaşamanın sebebi, tarafların davranışları ve evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı birlikte incelenmelidir.

Özellikle şiddet, tehdit veya başka haklı nedenlerle ortak konuttan ayrılmak ile hiçbir haklı neden olmaksızın evlilik yükümlülüklerinden kaçınmak aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulamaz.

TMK 166/4 kapsamında ise önceki boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesi ve ortak hayatın bir yıl boyunca yeniden kurulamaması özel bir hukuki durum oluşturmaktadır.

Dolayısıyla fiilî ayrılık ile kanunda düzenlenen önceki davanın reddi sonrasındaki boşanma sebebi birbirinden ayrılmalıdır.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Açılan Dava Reddedilebilir mi?

Eşlerden birinin boşanmak istemesi, mahkemenin mutlaka boşanma kararı vereceği anlamına gelmez.

İleri sürülen olaylar yeterince somutlaştırılmamışsa, ispatlanamamışsa veya kanunun aradığı ölçüde ortak hayatı çekilmez hâle getirmiyorsa dava reddedilebilir.

Davacının tamamen kusurlu olduğu ve diğer eşe yüklenebilecek kusurlu davranış bulunmadığı durumlar da Yargıtay'ın TMK 166/1 uygulaması bakımından önem taşır.

Ayrıca önceden affedildiği belirlenen olaylara dayanılması, delillerin hukuka aykırı elde edilmesi veya dava dilekçesinde gerekli vakıaların usulüne uygun şekilde ileri sürülmemesi davanın sonucunu etkileyebilir.

Davalı eşin boşanmayı istememesi ise tek başına davanın reddedilmesini gerektirmez. Mahkeme kanuni şartların oluştuğuna kanaat getirirse diğer eşin boşanmayı kabul etmemesine rağmen boşanma kararı verebilir.

Boşanma Sürecinde Hakların Korunması ve Hukuki Değerlendirme

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasında belirleyici olan, eşler arasında anlaşmazlık bulunduğunun ifade edilmesinden çok, bu anlaşmazlığın hukuki niteliğinin ortaya konulmasıdır.

Bu nedenle dava hazırlığında öncelikle olayların kronolojik biçimde değerlendirilmesi, hangi davranışların evlilik birliğini etkilediğinin belirlenmesi ve iddiaların hangi hukuka uygun delillerle ispatlanabileceğinin incelenmesi gerekir.

Kusur değerlendirmesi yalnızca boşanmanın gerçekleşmesini değil; tazminat, nafaka ve diğer taleplerin sonucunu da etkileyebilir. Çocukların bulunduğu uyuşmazlıklarda ise onların güvenliği ve üstün yararı ayrıca gözetilmelidir.

Özellikle dava dilekçesinin hazırlanması, karşı dava, delillerin sunulması, feragat ve kanun yolu süreleri gibi işlemler hak kaybına yol açabilecek niteliktedir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma, her olayda aynı sonuca ulaşılabilen otomatik bir süreç değildir. Kanuni şartların gerçekleşip gerçekleşmediği, tarafların kusur durumu, deliller ve boşanmanın sonuçları somut dosyanın özelliklerine göre birlikte değerlendirilmelidir.

Bu makaleyi paylaşın Doğru bilginin daha fazla kişiye ulaşmasına katkı sağlayın.
Paylaş
Avukatla iletişim

Hukuki yardıma mı ihtiyacınız var?

Av. Erdem VAROL ile görüşerek dosyanız hakkında bilgi alabilirsiniz. Her dosyanın kendine özgü olduğunu unutmayın.

Yasal Sorumluluk Bilgilendirmesi

Bu makale Av. Erdem VAROL tarafından hazırlanmıştır. Makalenin içeriği, doğruluğu ve güncelliği ile ilgili tüm hukuki sorumluluk yazara (avukata) aittir. AvukatBurada.com.tr platformu bu içerikten kaynaklanabilecek hiçbir hukuki sorumluluk kabul etmez. Yazar profilini görüntüle.